TAMADRESİNEGELDİN
Yeni Nesil Blog Anlayışı

 

 

 



MARDİN HAKKINDA HERŞEY

18/8/2008"

MARDİN HAKKINDA HERŞEY


Mardin, mimari, etnografik, arkeolojik, tarihi ve görsel değerleri ile zamanın durduğu izlenimini veren Güneydoğunun şiirsel kentlerinden biridir. Mardin'de, farklı dini inanışlar paralelinde, sanatsal açıdan da tarihi değeri olan camiler, türbeler, kiliseler, manastır ve benzeri dini eserler barındırmaktadır. Mardin, İpek Yolu güzergahında olup, 5 han ve kervansaray mevcuttur.
İLGİ ÇEKİCİ YERLER:

MÜZELER : Mardin Müzesi



ÖRENYERLERi :
Antik Kentler : Dara Harabeleri
Kaleler : Mardin Kalesi, Dara Kalesi
Mağaralar : Mardin Gızzelin Mağarası (İplik Dokuma), Midyat Linveyri Şifa Mağarası, Mardin Şakolin ve Firiye, Midyat Kefilsannur, Midyat Şenköy Kefilmelep, Kefilmardin, Midyat Hapisnas, Midyat Tınat, Savur Kıllıt, Kızıltepe Hanika ve Salah, Nusaybin Hessinmeryem ve Sercahan, Mazıdağı Gümüşyuva ve Avrıhan, Derik Derinsu, Dırkıp, Haramiye Mağaraları Mardindeki mağaralardır.
Sit Alanları : Sit alanı oluşu itibariyle Mardin'in dünyada apayrı bir yere sahip olduğunu bilen ve bu uğurda çok değerli çalışmalar yapan bilim adamlarının hazırladığı konuya ilişkin raporlar dikkat çekicidir. Kültür ve Turizm Bakanlığı Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu'nun 29-30-31 Mayıs 1985 yılında aldığı 1425 no'lu karara göre Mardin il merkezinde bulunan, gayrimenkullerin 1979-1984 yıllarındaki kararları ortak bir mutabakata bağlamıştır. 2863 sayılı Kanun uyarınca Korunması Gerekli Taş Kültür Varlıkları olarak tescil kayıtlarının devamı sağlanmıştır.
Mardin müzesi yetkililerinden edindiğimiz envantere göre memleketimizde kayıtlara geçen sit alanları şunlardır :
Evler; Diyarbakır Düzce Kapı Mahallesinde 18 ev, Çabuk Mahallesinde 2 ev, Şar Mahallesinde 37 ev, Medrese Mahallesinde 18 ev, Gül Mahallesinde 53 ev, Eminettin Mahallesinde 5 ev, Şehidiye Mahallesinde 46 ev, Savur Kapı Mahallesinde 24 ev, Teker Mahallesinde 21 ev, Ulucami Mahallesinde 25 ev, Yeni Kapı Mahallesinde 6 ev, Latifiye Mahallesinde 14 ev, Necmettin Mahallesinde 11 ev, Resmi Binalar; Meslek Lisesi, PTT Binası ( Medrese Mahallesi), 3-Halı Sanayi Okulu, Hükümet Konağı, Jandarma Komutanlığı, Gazipaşa İlköğretim Okulu, Ticaret Lisesi, Halk Eğitim Merkezi (Necmettin Mahallesi) Gençlik Ve Kültür Merkezi (D.Bakır Kapı Mahallesi), İl Jandarma Alay Komutanlığı Askeri Gazinosu, İl Jandarma Alay Komutanlığı Askeri Koğuşu,
Zaviyeler; Sıtra Zaviye ( Medrese Mahallesi), Hamza İsapir Zaviyesi, Cihangir Bey Zaviyesi, Tekke (Gül Mahallesi),Kervan Saray (l.Cadde), İşyeri (1. Cadde),Emir Hamamı (l.Cadde), Sıtra Zaviye Hamamı (Gül Mahallesi), Ulucami Hamamı, Yenikapı Hamamı Kalıntısı,
Türbeler; Şeyh Hamit Türbeleri, Şeyh İmameddin Türbeleri, Şeyh Salih Türbesi, Sultan Şey Türbesi
Çeşmeler; Ayıncevz (Çeşmesi), Ayın Tokmak (Çeşmesi), Sıncar Çeşmesi, Cabi Çeşmesi, Saray Çeşmesi, Yakudiye Çeşmesi, Cevheriye Çeşmesi,
Çarşılar; Revaklı Çarşı, Attarlar Çarşısı, Kayseriye Bedesteni, Çarıklar Çarşısı, Marangozlar Çarşısı,
Ağaçlar; 2 Çınar Ağacı Findevs Köşkü Bahçesinde, 5 Zeytin Ağacı Deyrülzafaran Manastırı Bahçesinde
Kale Suru, Tapınaklar, Havralar
Kiliseler: Mor Petrus ve Pavlus Kilisesi (Medrese Mahallesi), Mor İliyo Kilisesi, Mor Behnan (Kırklar) Kilisesi ve Mor Yusuf Kilisesi (Şar Mahallesinde), Kırmızı Kilise, Protestan Kilisesi, Meryem Ana Kilisesi ve Patrikhane (Cumhuriyet Meydanı), Mor Mihail Kilisesi, Mor Hırmıs Kilisesi, Surpkevork (Mor Cırcıs) Kilisesi, Mor Barsavmo Kilisesi, Mar Şumune, Deyrulzafaran Manastırı, Mor Efram Manastırı (Diyarbakır Düzce Kapı Mahallesi)
Medreseler; Emineddin Medresesi, Zinciriye Medresesi, Altınboğa Medresesi, Hatuniye Medresesi, Şehidiye Medresesi, Şeyh Sultan Medresesi, Sultan Kasım Medresesi, Marufiye Medresesi,
Camiler; Ulu Camii, Melik Mahmut Camii (Bab-ı Sor), Latifiye (Abdullatif) Camii, Reyhaniye Camii, Necmettin (Maristan) Camii (Necmettin Mahallesi), Nizamettin Begaz Camii (Diyarbakır Düzce Kapı Mahallesi), Eminettin Camii, Şeyh Muhammed Ezzanar Camii, Melik Mansur Mescidi (Gül Mahallesi), Pamuk Camii, Şeyh Zebur Camii, Sultan Hamza-i Kebir Camii, Şeyh Şaran Mescidi, Molla Hari Süleymanpaşa Camii, Tekiye Camii, Şeyh Kasım Halveti Mescit ve Türbesi, Şeyh Mansur Camii (Yalım Beldesi), Cami-ül Asfar, Muhammed Şeybullah Camii, Şeyh Yusuf Camii, Şeyh Abdulaziz Arap Camii, Kale Camii, Hızır Camii, Kuseyri Camii, Şeyh Çabuk Camii, Kasım Ömer Halife Camii.
Midyat : Mardin gibi bir müze kent olan Midyat, Mardin'den yaklaşık 1.5 saat uzaklıkta yer alır. Mardin'e benzer evlerin, taş konakların, kemerli geçitlerin, minare gibi yükselen çan kuleleriyle Süryani kiliselerinin bulunduğu Midyat, bir ortaçağ kentini andırmaktadır. Bölgeyi Süryanilerin yavaş yavaş terk etmesi ve göç almasıyla şehir merkezi 2 km ötedeki Estel'e kaymıştır. Telkari diye bilinen taş işçiliğinin en güzel örnekleri Midyat'tadır
Camiler : Cevat Paşa Camii, Ulu Camii, H. Abdurrahman Camii
Manastırlar : Deyr-Ül Umur Manastırı, Mor Gabrıel Manastırı (Deyrul Umur),
Kiliseler : Mort Smuni Kilisesi, Mor Barsavmo Kilisesi, Mor Aksanoya Kilisesi,
Mor Sarbel Kilisesi, Protestan Kilisesi, Meryem Ana Kilisesi, Mor Abraham Kilisesi,
Meryem Ana Kilisesi (Anıtlı köyünde), Hah Katedrali (Mor Sobo Kilisesi), Hah Harabeler-i

ÖNEMLi GÜNLER :

Mahalli Kutlama Günleri : Nusaybin Gırnavas Anma Gecesi Mardin
Ekim'in 2. Haftası (Salı Gecesi)
Baharın Uyanışı Mardin Mayıs'ın İlk Haftası
Mahalli Düğünler Mardin Haziran,Temmuz, Ağustos, Eylül
Şenlikler : Şenlikler, Kır Gezintileri ve Seyranlar Nisan Mayıs Her Hafta Çarşamba Günleri
Kurtuluş Günleri : Mardin'in Kurtuluşu Mardin-Merkez 21 Kasım




Yüz Ölçümü: 12.760 km²
Nüfusu: 705.098
İl Trafik No.: 47
Alan Kodu: 0482
İlçeleri:
Mardin (merkez)
Dargeçit
Derik
Kızıltepe
Mazıdağı
Midyat
Nusaybin
Ömerli
Savur
Yeşilli







 

Devam Et 0 Yorum

Mardin Cami Ve Mescitleri

18/8/2008"

Mardin Cami ve Mescitleri





Kale Camisi (Merkez)

Mardin Kalesi giriş koridorunun doğusunda bulunana Kale Camisi’nin yapım tarihi kitabesi olmadığından kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber yapı üslubu, Akkoyunlu dönemi mimari üslubuna yakınlık göstermektedir. Bu yüzden de XII.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Cami düzgün kesme taştan yapılmış olup, harap bir durumda olmasına rağmen yine de mimari yapısı hakkında bilgi vermektedir. Duvarlarının büyük bir kısmının iç dolguları ortaya çıkmıştır. Cami kare planlı olup, üzeri kubbe ile örtülüdür. Batısında da üç bölümlü çapraz tonozlu bir mekân bulunmaktadır.

Bugün caminin yalnızca söveli kapısı iyi bir durumda olup, bu bölüme dar bir koridorla girilmektedir. İbadet mekânı doğuda bir, güneyde de iki pencere ile aydınlatılmıştır. Caminin güneyindeki iki pencere arasına sivri kemerli mihrap nişi yerleştirilmiştir.


Hızır Camisi (Merkez)

Mardin’in doğusunda bulunan bu cami oldukça harap bir durumda olmasına rağmen yapı üslubundan XII.yüzyılda, Artuklular zamanında yapıldığı anlaşılmaktadır.

Kesme taştan kareye yakın planlı olan caminin yalnızca minare kaidesi ve ibadet mekânının duvarlarından bir bölümü ayakta kalmıştır. Minare kaidesi özgün konumda olmasına rağmen caminin diğer kalıntıları çeşitli yapıların arasında kalmıştır.


Ulu Cami (Cami-i Kebir) (Merkez)

Mardin Ulu Cami Mahallesi’nde, şehri batıdan doğuya doğru ikiye bölen ana caddenin güneyinde, çarşı içerisinde geniş bir alanı kaplayan Ulu Cami’nin yapımı ile ilgili çeşitli iddialar ortaya atılmıştır. Camide çeşitli kitabeler olmasına rağmen ilk yapıldığı dönemi ve geçirdiği onarımlar kesin olarak belgelenememektedir. Buckingham caminin olduğu yerde eski bir kilesinin varlığından söz etmiştir. Ancak bu iddia kesinlik kazanamamıştır. Yapıdaki Selçuklu çiçekli kûfi yazılı bir kitabeye dayanılarak XI.yüzyıl içinde yapıldığı ileri sürülebilinir. Ancak bu yapının planı hakkında da bir yargıya varmak çok güçtür.

Mardin’de uzun süre hâkim olan Artuklular döneminde caminin bugünkü plan şeklini kazığı da ihtimal dâhilindedir. Ayrıca Ali Emiri, Ulu Cami’nin vakfiyesinin 1177-1178’de düzenlendiği ve bundan 40 yıl sonra h.613’te ( 1216) büyük bir taşa yazıldığını belirtmiştir. Ne var ki bu kitabe de günümüze ulaşamamıştır. Günümüze gelen caminin kitabelerinde caminin yapımı ile ilgili kesin bir bilgi verilmemekle beraber, onlardan bazı ipuçları da sağlanmaktadır. Buna dayanılarak Artuklu ve Akkoyunlular dönemlerinde onarım gördüğü ve camiye bazı eklemeler yapıldığı da anlaşılmaktadır. Prof.Dr.Ara Altun’a göre, yapının bugünkü durumunun eski şekline sadık kalınarak son yüzyıllar içerisinde, Osmanlı egemenliği sırasında almıştır. Bazı kaynaklarda da 1832 yılında Osmanlı merkezi yönetimine karşı ayaklanan devlet kuvvetlerinin asilerle yaptığı çatışmalar sırasında Ulu Cami büyük ölçüde hasara uğramıştır. Bundan sonra da caminin yeniden onarılmış olması da düşünülmelidir. Nitekim, A.Gabriel caminin güney dış duvarındaki dilimli kubbelerle biten payaların XV.-XVI.yüzyıl üsluplarında olduğunu ve bu son onarım sırasında orijinaline sadık kalınarak yenilendiği düşüncesindedir. Bunun yanı sıra camideki dönem üslupları ve taş malzemeler de birbirlerinden farklı görünümdedir. Caminin minareleri de aynı karışıklığı göstermektedir. Ali Emiri’nin Vakfiyesinde Ulu Cami iki minareli olarak belirtilmiştir. Bugünkü Ulu Cami’nin tek minareli oluşu ve bu minarenin daha sonra yapıldığına işaret etmektedir. Minare kaidesindeki 1176 gibi erken tarihlerin yanı sıra minare kapısı eglektik üslupta olup, 1888-1889 tarihini vermektedir. Camiyi 1816’da inceleyen Buckingham yapının tek minaresinin bugün olduğu gibi sivri külahlı olduğunu belirtmiştir. Büyük olasılıkla da minare 1832 yılı ayaklanmasından sonra yeniden yapılmıştır. Bütün bu olasılıklar dikkate alındığında Ulu Cami’nin XII.yüzyılın sonlarına doğru yapıldığı iddiası kesinlik kazanmaktadır.

Mimari yönden incelendiğinde Ulu Cami’nin enine plan düzenine göre geliştiği, mihrap önünde neflerin kesilmesi ile ortaya çıktığı görülmektedir. Revaklı avlusu Anadolu’daki erken cami örneklerinden olduğuna işaret etmektedir. Revaklı avlunun ilk dönemde yapıldığı sanılmaktadır. Yanındaki yıkılmış ve orijinalliğinden uzaklaşmış olarak günümüze gelen tek nefli, çapraz tonozlu bölümün de ilk yapıldığı dönemden kaldığı sanılmaktadır. Revaklı avlunun iki ucunda bulunduğu sanılan iki minare Kızıltepe Ulu Camisi ile birlikte Anadolu’nun belki de en erken tarihli çifte minareli yapısı olduğuna da işaret etmektedir.

Yapının planı ilk defa A.Gabriel tarafından 1930 yılında düzenlenmiş, daha sonra 1967’de bu plan şekli düzeltilerek ve eklemeler yapılarak yeniden çizilmiştir. Yapıda düzgün kesme taş kullanılmıştır. Bugünkü durumu ile kuzeyde yer alan dikdörtgen revaklı bir avlunun güneyinde mihrap duvarına enine uzanmış beşik tonozlu üç nefli plan düzenindedir. Bunlardan eksenden doğuya kayan, neflerde güneyden ikisi üzerine bir kubbe yerleştirilmiştir. Bu kubbe dört paye ve duvara dayanmıştır. Böylece erken Anadolu mimarisinde benzerlerine rastlanan enine düzenli mihrap önü kubbeli bir cami planı ortaya konulmuştur. Bugünkü konumuyla dışarıdaki yapılar arasına sıkışmıştır. Özellikle kuzeyi çarşı yapıları ile birleşmiş olduğundan geç döneme ait minaresi ve dilimli kubbesi ile dikkati çekmektedir.

Caminin kuzeydeki avlusuna batı ve doğudaki basit birer eyvan içerisinde olan kapıdan girilmektedir. Bu girişler farklı dönemlere aittir. Buradaki çapraz tonozlu küçük bir mekândan sonra sivri kemerlerle avluya açılmaktadır. Bu girişlerin kuzeyinde farklı düzende, kuzey-güney doğrultusunda mekânlar bulunmaktadır. Bu mekânlardan batıdaki daha geç bir devre işaret etmektedir. Tek katlı, beşik tonozlu dikdörtgen bir mekânla onun kuzeyinde avluya açılan sivri kemerli küçük bir mekân bulunmaktadır. Buradaki küçük eyvan daha sonra iki kata dönüştürülmüş ve ön kısmı da doldurulmuştur.

Doğudaki bölümde daha eski tarihlere ait olduğunu gösteren izler bulunmaktadır. Bu bölüm de iki katlı olup, alt kata yuvarlak kemerli basit bir kapı ile girilmektedir. Boydan boya uzanan beşik tonozlu basit bir mekân şeklindedir. Üst kat seviyesinde avluya açık iki basit pencereye yer verilmiştir. Ayrıca dışarıda mekânın üzerinde, konsollar arasında kaş kemerli nişlerden oluşan bir çatı frizi kalıntısı dikkati çekmektedir. Bütün bu izler avlunun bir revakla çevrildiğinin işaretidir.

İbadet mekânı yatık dikdörtgen şeklinde geniş ve yüksek bir mekândır. Bu mekânın kuzeyi hafif bir çıkma yapmakta ve düzgün kesme taş işçiliğinden başka da duvarlarda bir özellik görülmemektedir. Duvarın dört yanında belirli aralıklarla kapı açılmıştır. Mihrap duvarına paralel iki sıra halindeki masif payeler çok payeli cami mekânlarında olduğu gibi sınırsızlık etkisi bırakmaktadır. Her sırada altışar paye bulunmaktadır. Mihrap önü kubbesi ise yapının simetrik düzenini bozmuştur. Kubbenin oturduğu bu dört paye T şeklinde olup, kemer ayağı hizasında iki sıra düz silmeler kubbe altını çepeçevre dolaşmaktadır.

Ana mekân kapıların dışında kuzey, doğu ve batı uçlarında ve avluya giriş kısımlarında açılan pencereler ile aydınlatılmıştır. Ayrıca doğu ve batı duvarlarında çok küçük aydınlatıcı özellikleri olan mazgal pencereler bulunmaktadır. Mihrap iki kademeli ve oldukça yüksek istiridye kabuğu şeklindedir. Geç devirlerde yapıldığı anlaşılan mihrap nişi payalar üzerine oturtulmuş üçgen bir alınlıkla sona ermektedir. Mihrap çeşitli çiçekler ve köşe dolguları ile bezenmiştir. Rumî palmet frizleri, asma dalları burada yan yana sıralanmıştır. Mihrabın batısında bulunan minberin yarısı bozulmuş ve sonradan yenilenmiş altı satırlık kitabesinde, Artuklu Sultanı Davut tarafından 1366-1377 yıllarında yapıldığı yazılıdır.

Caminin kuzeydoğu köşesinde bulunan minare, kare kaide üzerinde olup, güney yüzündeki kitabeli kısmı dışında kalan bölümleri geç dönemlerde yapıldığına işaret etmektedir. Kitabelerin bulunduğu bölüm oldukça yüksek iki silme ile devam etmektedir. Buradan küçük yuvarlak sütunların taşıdığı bir friz ve sonra kare formu üst üste oturtulmuş ve bitkisel bezeme ile de düz yüzeyler doldurulmuştur. Minarenin gövdesi silindir şeklindedir. Bu gövde üzerinde de değişik süsler bulunmaktadır. En altta nesih yazılı bir kitabe kuşağı, onun üzerinde damla motifleri ve tekrar ikinci bir kitabe kuşağı bulunmaktadır. Bundan sonraki bölümler silmelerle nişler haline sokulmuş ve her nişin içerisi madalyonlar içerisinde yazı frizleri ile bezenmiştir.


Bab Es Sur (Melik Mahmut) Camisi

Mardin Savur Kapısı’na giden yolun kuzeyinde bulunan bu caminin giriş kapısı üzerinde 1364 yılında yapıldığını gösteren bir kitabesi bulunmaktadır. Ancak Kâtip Ferdi de caminin 1363 yılında yapıldığını belirtmiştir. Artuklu döneminde yapılmış olan bu camiye Malik Mahmud’un 1367-1368 yılında gömülmesinden ötürü de camiye Melik Mahmut ismi verilmiştir.

Cami basamaklarla çıkılan yatık dikdörtgen bir plan düzeni göstermekte olup, çevresindeki evler arasına sıkışmış, çarpık bir avlunun güneyindedir. Caminin doğusunda sivri kemerli iki sıra mukarnasla dikdörtgen çerçeve içerisine alınmış giriş kapısı bulunmaktadır. Bu kapıdan yıldız tonoz örtülü, avluya geçişi sağlayan bir mekâna girilir. Aynı zama burada minareye çıkış basamakları ile solunda da küçük bir oda vardır. Avlunun kuzeyinde selsebilli eyvanın yanlarında biri beşik, diğeri de çapraz tonozlu iki oda daha bulunmaktadır.

Caminin ibadet mekânı ortada kubbeli bir bölüm ile onun iki yanındaki beşik tonozlu bölümlerden meydana gelmiştir. Cami avluya iki kapı ve iki pencere ile açılmıştır. Kuzey duvarının dışında bir mihrabiye görülmekte olup, üzeri çok bozulmuş olmasına rağmen geometrik geçmelerle bezenmiştir. Caminin güney duvarında dıştan dilimli yarım kubbelerle sonuçlanan payalar arasında kalan pencereler içerisini aydınlatmaktadır.

Caminin batısında beşik tonozlu türbe bulunmaktadır. Bu türbe basit bir mimaride olup, geniş bir kemerle de ana mekâna bağlanmaktadır.


Abdüllatif (Latifiye) Camisi (Merkez)

Mardin il merkezinde, Cumhuriyet Alanı’nın güneyinde bulunan Abdüllatif Camisi kitabesinden öğrenildiğine göre, iki Artuklu Sultanı’na görev yapmış olan Abdüllatif Bin Abdullah tarafından 1371 yılında yaptırılmıştır.

Tamamen kesme taştan yapılmış olan caminin içerisinde mihrap duvarındaki pencerelerin üzerinde dolaşan uzun bir vakfiye kitabesi bulunmaktadır. Caminin bugünkü minarelerini Musul Valisi Gürcü Mehmet Paşa 1846 yılında yaptırmıştır.

Cami enine gelişen ana mekân ve bunun ortasında tromplu mihrap önü kubbesi, iki yanında sivri beşik tonozlu ikişer neften meydana gelmiştir. Avlu içerisinden ana mekâna yan yana üç giriş kapısı vardır. Bunlardan doğudaki giriş kapısı günümüzde en iyi korunmuş olan kapılarındır. Kapı nişi bir sıra mukarnas ve bir silme ile dikdörtgen çerçeve içerisine alınmıştır. İki renkli taştan dilimli bir kemerin ve mukarnas dolgunun çevrelediği kapı 6 ve 8 kollu yıldızlardan oluşmuş bir silme ile bezenmiştir. Batıdaki kapı ise oldukça basittir. Avlu kuzeyindeki selsebilli eyvan Artuklu dönemi geleneğini yansıtmaktadır. Avlunun kuzey kanadı taş payeler üzerine oturtulmuş sivri kemerli çapraz tonozlarla örtülüdür. Avlunun doğu ve batı revaklarının arkasında iki katlı medrese bölümü yer almaktadır. Bu avluda 1968 yılında yapılan değişiklerle kuzey kanadı duvarla örülmüş ve odalar haline getirilmiş, böylece özelliğinden kısmen uzaklaşmıştır.

Caminin ibadet mekânı mihrap önü kubbeli, beşik tonoz örtülü iki neften meydana gelmiştir. İç mekândaki taş duvarlarda tromplar dışında dikkati çeken bir işçiliğe rastlanmamaktadır. Caminin mihrabı fazla bir özellik göstermemekle beraber geç dönemlere ait ahşap minberi ve köşk kubbesi ile dikkati çekmektedir.


Molla Hari (Süleyman Paşa) Camisi (Merkez)

Mardin Şehidiye Mahallesi’nde bulunan bu caminin kitabesi günümüze ulaşamamıştır. Bununla beraber, mimari yapısından Artuklu döneminde, XIV.yüzyılın sonunda yapıldığı anlaşılmaktadır.

Cami kesme taştan kareye yakın dikdörtgen planlıdır. İbadet mekânı özgünlüğünü korumuş, mihraba paralel iki nefe bölünmüştür. Beşik tonozla örtülü neflerin ortasında çapraz tonozlu ve enine gelişen bölümler dikkati çekmektedir. İbadet mekânı doğu ve güneydeki ikişer pencere ile aydınlatılmıştır. Mihrap istiridye kabuğu şeklindedir.


Şeyh Çabuk Camisi (Merkez)

Mardin Cumhuriyet Alanı’nda, Diyarbakır Kapı Mahallesi’nde bulunan bu caminin kitabesi bulunmamakla beraber, yapı üslubundan XV.yüzyıla tarihlendirilmektedir. Bazı kaynaklarda da bu yapının kiliseden camiye dönüştürüldüğü yazılı ise de bu iddia kesinlik kazanamamıştır.

Cami enine gelişen dikdörtgen bir plan düzeni göstermektedir. Avlusuna basit ve sivri kemerli bir kapıdan girilmektedir. Bu avlu içerisindeki camiye kuzeybatısındaki eyvan biçiminde olan kapalı bir bölümden girilmektedir. Giriş eyvanının güneyinde bir mekân bulunmakta olup, bunun türbe veya başka bir amaçla yapılıp yapılmadığı da bilinmemektedir. Bu bölümün bir dergâh fonksiyonunu üstlendiği de ileri sürülmüştür.

İbadet mekânı düzgün bir plan düzeni göstermemektedir. Dört paye ile üzerleri beşik tonoz örtülü iki nefe ayrılmıştır.


Hamit (Şeyh Zebun) Camisi (Merkez)

Mardin Savur Kapısı’na giden yolun sağında bulunan bu caminin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Mimari yapısından XIV.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Bazı kaynaklarda caminin Şeyh Zebuni tarafından 1347 yılında yaptırıldığı yazılıdır.

Cami enine dikdörtgen planlı olup, doğu yönünde bir iç avlu, batı yönünde de üzeri kubbe ve tonozlu mekânlar bulunmaktadır. Bu şekilde farklı birimlerden meydana gelmiş oluşu caminin aynı zama benzer plan gösteren bölümünden ötürü de tekke veya zaviye olarak kullanıldığını da düşündürmektedir. Camiyi XIX.yüzyılın sonlarında Hamit Paşa onarmış ve bu yüzden de Onun ismi ile tanınmıştır.

Cami avlusuna kuzeydeki basit bir kapıdan girilmektedir. Girişin sağında birkaç basamakla çıkılan çapraz tonozlu bir mekân bulunmaktadır. Bu mekânın karşısına sonradan yapılan küçük oda ile birlikte aradaki bölüm de onlara katılarak beşik tonozlu eyvana dönüştürülmüştür. Avlunun güney duvarında basit bir mihrap nişi, kuzeyinde de çapraz tonozlu bir revak bulunmaktadır. Bu revağın batısındaki kapıdan caminin ibadet mekânına geçilmektedir. İbadet mekânının üzeri çapraz tonozlarla örtülmüştür. İbadet mekânında kubbeli sivri kemerli bir bölüm ve batısında da boydan boya uzanan beşik tonozlu mekânlar bulunmaktadır.


Şeyh Mahmud Türki (Şeyh Ali) Camisi (Merkez)

Mardin Necmeddin Mahallesi’nde bulunan bu caminin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanmamıştır. Bununla beraber XV.yüzyılda Artuklular döneminde yapıldığı sanılmaktadır.

Cami kesme taştan dış görünümü ile bir evi ıracak biçimde yapılmıştır. İbadet mekânı içeriden yanlarda yarım, ortada iki paye ve beşik tonozlarla iki nefe bölünmüştür. Bu payeler birbirlerine sivri kemerlerle bağlanmıştır. İbadet mekânını güneydeki iki penceresi aydınlatmaktadır. Mihrap oldukça basittir. Caminin minaresi bulunmamakla birlikte, kuzey yönündeki taş kalıntının minare kaidesi olduğu sanılmaktadır.


Pamuk Camisi (Merkez)

Mardin Medrese Mahallesi’nde ana cadde üzerinde bulunan bu yapının bir Bizans şapeli üzerine yapıldığı sanılmaktadır. Günümüze orijinalliğinden epey uzaklaşmış olarak gelen bu caminin bazı kayıtlarda Şeyh Mehmet Dinari tarafından XI.yüzyılda yaptırıldığı yazılıdır.

Kesme taştan yapılmış olan caminin ibadet mekânı kareye yakın dikdörtgen planlı olup, kuzey yönünde çapraz tonozlu bir giriş ile içerisine girilmektedir. İbadet mekânı ortada çapraz, yanlarda da beşik tonozlarla örtülüdür.


Kıseyri Camisi (Merkez)

Mardin Emüniddin Mahallesi’nin alt kısmında, Maristan’ın batısında bulunan bu caminin kitabesi bulunmakla beraber, bu kitabe yeterli bir bilgi vermemektedir. Caminin 1559-1560 tarihinde yapıldığı öğrenilmektedir. Cami uzun süre depo olarak kullanılmıştır.

Caminin kareye yakın dikdörtgen bir planı vardır. Kesme taştan yapılmış olan cami, iki pencereli, basık tonozlu ibadet mekânı ile batısındaki kare planlı ek bir yapıdan meydana gelmiştir.

Bahçesinde kesme taş mihraplı selsebilli bir çeşme dikkati çekmektedir.


Reyhaniye Camisi (Merkez)

Mardin’de Hasan Ayyar Çarşısı içerisinde Ulu Cami ile Şehidiye Medresesi arasında bulunan bu caminin kitabesinden XIX.yüzyılda yapıldığı yazılıdır. Ancak, 1540 tarihli vakıf kayıtlarında isminin geçmesinden ötürü caminin XV.yüzyılın sonunda veya XVI.yüzyılın başlarında yapıldığı anlaşılmaktadır. Cami 1756 yılında Ahmet Paşa’nın kızı Ayşe Hanım tarafından onarılmıştır.

Cami fevkâni görünümde olup, enine gelişen bir plan yapısına sahiptir. Bu plan yapısı ile Mardin yöresindeki örneklerde rastlanan enine planlı, mihrap önü kubbeli yapıların gelişmiş bir şeklidir. Hasan Ayyar Çarşısı içerisinden oldukça basit kapalı bir geçitle caminin avlusuna girilmektedir. Taş döşeli olan bu avlunun kuzeyinde oldukça derin selsebilli bir eyvan ile yanında küçük bir oda bulunmaktadır. İbadet mekânı girişi çapraz tonozludur. İbadet mekânı payelerle iki nefe bölünmüştür. Bunlardan kuzeydeki bölüm daha dar olup, iki yanındaki mekânlar beşik tonoz, ortada da çapraz tonoz ile örtülmüştür.

Caminin üç mihrabı vardır. Bunlardan ortadaki mihrap kubbelidir. Mihrap nişi ise istiridye kabuğu motifleri ile bezenmiştir. Minare sekizgen gövdeli olup, şerefeden sonraki petek kısmı silindiriktir.


Arap (Azap) Camisi (Merkez)

Mardin Savur Kapısı’na giden yol üzerinde olan bu caminin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Ancak XVI.yüzyıl kayıtlarında ismi geçmektedir. Bu kayıtlarla bağlantı kurulduğunda Arap Camisi’nin XVI.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Cami kesme taştan dikdörtgen planlı olup, üzeri beşik tonozla örtülmüştür. Batıdan girilen ibadet mekânı oldukça basit görünümdedir. İçerisinde bezeme unsuruna rastlanmamaktadır.


Zairi (Şeyh Muhammed Ez-Zerrar) Camisi (Merkez)

Mardin Necmeddin Mahallesi’nin güneyinde bulunan bu cami kitabesinden öğrenildiğine göre, XVII.yüzyılın sonlarında yapılmıştır.

Avlu içerisindeki caminin kareye yakın dikdörtgen bir planı vardır. XIX.yüzyılda yapılan eklerle ibadet mekânı genişletilmiştir. Dikdörtgen çerçeveli giriş kapısı oldukça gösterişli taş işçiliğini yansıtmaktadır. Buradaki kemerin içerisinde de 1690-1691 tarihli bir kitabe görülmektedir. Giriş kapısı önünde basit bir mihrap nişi ve iki ya taş konsollarla bir mekân meydana getirilmiş ve burasının bir son cemaat yerine dönüştürülmüştür. İbadet mekânı iki paye ile ortadan bölünmüştür. Bunlar birbirlerine sivri kemerlerle bağlanmıştır. Böylece ibadet mekânı beşi çapraz tonozlu, mihrap önündeki de kubbeli olmak üzere altı mekâna ayrılmıştır. İç mekânda bezeme unsuruna rastlanmamaktadır. Caminin minaresi yoktur.


Hacı Ömer (Halife) Camisi (Merkez)

Mardin Diyarbakır Kapısı’na giden ana caddenin güneyinde, sokak içerisinde bulunan bu caminin yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Araştırmacılar camideki kitabelerin doğruluğu konusunda çelişkiye düşmüşlerdir. Son zamanlarda ortaya çıkarılan sıva altında kabartma olarak yazılı 1724-1725 yılını gösteren tarihin yapım tarihi olduğu konusunda birleşmişlerdir.

Cami moloz taştan yapılmış dikdörtgen planlıdır. İbadet mekânına kuzeydeki basit bir kapıdan girilmektedir. İbadet mekânının üzeri beşik tonozlarla örtülmüştür. Güneyindeki beşik tonozlu mekânın türbe olduğu sanılmaktadır.


Şeyh Kasım Mescidi (Merkez)

Mardin Yenikapı Mahallesi’nde bulunan bu cami, Yenikapı Hamamı ile evler arasında kalmıştır. Kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Yapı üslubundan XV.-XVI.yüzyıllarda yapıldığı sanılmaktadır.

Kesme taştan olan cami küçük bir yapıdır. XX.yüzyılın sonlarında onarılmış ve avlusunun kuzeyine bir eyvan ve ekler yapılmıştır. Giriş kapısının yanındaki dar eyvan türbeye inilmektedir. Bu türbenin Şeyh Kasım’a ait olduğu sanılmaktadır.


Dunaysır Ulu Camisi (Kızıltepe)

Mardin Kızıltepe ilçesinin kuzeybatısında bulunan Dunaysır Ulu Camisi’ni, mihrap nişi üzerindeki kitabesinden öğrenildiğine göre Artukoğulları’ndan Yavlak Arslan (1184-1200) yapımına başlamış ve kardeşi Artuk Arslan (1200-1239) tarafından 1204 yılında tamamlanmıştır.

Ulu Cami dış görünüşü ve yapı detayları yönünden Meyyafarkin Ulu Camisi’ne benzerlik göstermektedir. Kesme taş ve tuğladan yapılmış olan caminin doğudaki avlu duvarından camiye girilmektedir. Cami mihrap duvarına paralel üç nefli ve dikdörtgen planlıdır. Bu nefler mihrap önünde, iki nefin arasını kaplayan 9.75 m. çapında tromplu bir kubbe ile kesilmiştir. Mihrap önü kubbesi Meyyafarkin Ulu Camisi’nden 4 m. daha küçüktür. Kubbeye geçişi sağlayan trompların dördü de birbirinden farklı olup, kubbe dıştan hafif oval görünümdedir. İbadet mekânı mihrap önü kubbesinin eteğinde ve kasnağındaki pencerelerle aydınlatılmıştır. Caminin üzerini düz bir dam örtmektedir.

Caminin mimari süslemeleri zengin bir görünüm ortaya koymuştur. Giriş kapısının iki renkli taştan yapılmış dilimli kemerlerinde Zengi mimarisinin özelliklerini yansıtmaktadır. Giriş kapısının nişi dilimli bir çerçeve içerisine alınmıştır. Aynı zama burada zengin bordürler, iki taraftaki yan portallerde de tekrarlanmıştır. Bunların aralarına zincir motifleri, şamdanlar, çeşitli yıldız şekilleri kabartma olarak işlenmiştir.

Mihrap son derece zengin bir taş işçiliğini göstermektedir. Giriş kapısına benzeyen dilimli çerçeve içerisinde boydan boya uzanan zengin bir kitabe kuşağı bulunmaktadır. İki kademe halindeki mihrap nişinde de Zengi mimarisinin izleri açıkça görülmektedir. İki yanında ikişer mukarnas sıralarından oluşan başlıklar ve yıldız geçmeleri ile işlenmiş sütunlar bulunmaktadır. Ayrıca mihrap nişi içerisine Kuran’dan alınma ayetler, geometrik yıldız örnekleri, ince kıvrık dallar, Rumiler, palmetler ve zincire asılmış bir kil yuvarlak kemerler içerisine yerleştirilmiştir. Yıldız ve geçmelerin oluşturduğu geniş bir bordür de mihrap nişinin etrafını çerçevelemektedir.

Yakın tarihlerde Ulu Cami restore edilmiş, ancak bu restorasyon başarılı olmamış, yapının özgünlüğünü olumsuz yönde etkilemiştir.


Cevat Paşa Camisi (Midyat)

Mardin Midyat ilçesinde bulunan Cevat Paşa Camisi 1925 yılında Cevat Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Cami Midyat’a özgü kesme taştan ve oldukça kalın duvarlı, kare planlı bir yapıdır. Avlulu cami plan düzeninde olup, caminin giriş kapısından sonra 3.00 m. genişliğinde dikdörtgen planlı bir mekân bulunmaktadır. Bu mekân son cemaat yeri özelliği taşımaktadır. İbadet mekânına açılan kapı kavisli olup, çevresi palmet motifleri, üzeri de yuvarlak daireler şeklindeki motiflerle bezenmiştir.

İbadet mekânın üzeri yuvarlak kemerlerle birbirleri ile bağlanmış, 12 sütunun taşıdığı düz bir örtü ve küçük bir kubbe ile örtülmüştür. Küçük kubbe kasnağının çevresine pencereler yerleştirilmiştir. Ayrıca ibadet mekânı iki katlı sıra halindeki yuvarlak kemerli pencerelerle aydınlatılmıştır. Mihrap dört bölüm halindedir. Mihrabın birinci ve ikinci bölümleri bitkisel bezemelerle, üçüncü bölümü kare prizmalar şeklindeki taş dilimlerinden oluşmuştur. Dördüncü bölüm ise yarım küre şeklinde taştan yapılmıştır.

Caminin minaresi Midyat taşından yuvarlak gövdeli ve iki şerefelidir.


Ulu Cami (Midyat)

Mardin Midyat ilçe merkezinde bulunan Ulu Cami 1800 yılında yaptırılmıştır. Banisi bilinmemektedir.

Cami yöresel Midyat taşından dikdörtgen planlı ve avlulu cami şeması göstermektedir. Cami yapıldığı dönemden sonra değişik zamanlarda birkaç kez onarım geçirmiş, bu nedenle de orijinalliğinden kısmen uzaklaşmıştır. İlk yapıldığı dönemde üzeri çatı ile örtülü olan caminin bugün batı bölümünde 4,50 m. çapında ve 4.00 m. yüksekliğinde bir kubbesi bulunmaktadır.

Caminin güneyinde mihrap ve minber yer almaktadır. Mihrabın çevresi bitkisel motiflerle bezelidir. Mihrabın üzerinde h.1319 (1901) tarihi yazılıdır. Bu da caminin 1901 yılında büyük ölçüde bir onarım geçirdiğini göstermektedir.

Caminin doğu duvarına bitişik olarak minaresi vardır. Minare yöresel Midyat taşından yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir. Minare şerefesi üzerinde bitkisel motiflere yer verilmiştir.


Hacı Abdurrahman Camisi (Midyat)

Mardin Midyat ilçesi, ilçe merkezinde bulunan bu cami 1915 yılında yaptırılmıştır.

Cami Midyat taşından kare planlı olarak yapılmıştır. Oldukça sade ve küçük bir camidir. Avlulu cami plan tipindedir. Caminin cephesi altı kemerle hareketlendirilmiştir. Bu kemerlerden beşinin içerisine birer pencere açılmıştır. Mihrap ve minber bitkisel bezemelidir.

Caminin minaresi kare kaide üzerine yuvarlak gövdeli olup, tek şerefelidir. Minare şerefesinde Ulu Cami’de benzerleri görülen bitkisel motiflere yer verilmiştir.


Zeynel Abidin Camisi (Nusaybin)

Mardin Nusaybin ilçesinde bulunan, Hz. Muhammed’in torunu Zeynel Abidin adına yaptırılan Zeynel Abidin Camisi’nin kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. İlçenin en önemli camilerinden biri olan bu yapı, önce mescit olarak yapılmış, daha sonra genişletilmiş ve önüne bir de son cemaat yeri eklenmiştir.

Kesme taştan olan yapı dikdörtgen planlıdır. Önüne eklenen son cemaat yeri yuvarlak kemerli olarak dışarı açılmıştır. İbadet mekânında bezeme unsuru görülmemektedir.

Caminin yanında Hz. Muhammed’in 13.torunlarından Zeynel Abidin’in ve kız kardeşi Zeynep’in türbeleri bulunmaktadır. Ayrıca Hz. Muhammed’in berberliğini yaptığı söylenen Selma-ı Pak’ın ziyaretgâhı da burada bulunmaktadır.


Kışla Camisi (Nusaybin)

Mardin Nusaybin ilçesinde eski kışla yakınında bulunan bu cami, Mervani hanedanı’ndan Behlül Beg Bin Elvan Beg tarafından 1588’de yaptırılmıştır. Minare kaidesindeki kitabeden de Şaban Bin Abdullah isimli bir kişi tarafından onarıldığı yazılıdır.

Kesme taştan dikdörtgen planlı olarak yapılan caminin cephe görünümü masif duvarlar halindedir. Yanında bulunan minaresi Orta Çağ İslâm mimarisi minarelerine yakınlık göstermekte olup, kesme taştan yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir. Yapıdan günümüze orijinal hali ile yalnızca bu minare gelebilmiştir.

Devam Et 0 Yorum

SULTAN AHMET CAMİİ

18/8/2008"

















                                  

Türk ve İslam dünyasının en ünlü yapılarından birisi olan Sultan Ahmet Camii İstanbul’a gelen herkes tarafından hayranlıkla ziyaret edilir.KlasikTürk Sanatının bir diğer örneği olan bu sultan camii orijinal olarak 6 minare ile inşa edilen tek camidir.

        Bulunduğu yer tarihi İstanbul şehrinin en güzel manzarası denizden görülür.Bu şahane manzarada caminin silueti yer alır.

       Şöhreti “Mavi Camii” olarak bilinen eserin asıl adı 1.Sultan Ahmet Camiidir.Esas mesleğine yakışır şekilde,Mimar Mehmet Ağa ,Cami içerisini kuyumcu titizliği ile dekore etmiştir.1609-1616 yılları arsında inşa edilen cami büyük bir kompleksin içerisinde bulunurdu.Bunlar bir kısmı zamanımıza gelemeyen sosyal ve kültürel içerikli yapılardı.Kapalı Çarşı,Türk Hamamı,Aşevi,Hastane,Okullar,Kervansaray ve Sultan Ahmet’in türbesi belli başlı kısımlardı.

         Caminin mimarı klasik Türk sanatının ulu mimarı olan Koca Sinan’ın öğrencisiydi ve caminin yapımında hocasının daha önce denediği bir planı,daha büyük ölçüde uygulamıştı.

 

Devam Et 0 Yorum

Mezopotamya'yı seyreden tarihi kent; Mardin

17/8/2008"

Dünya Miras Listesinde yer alan, Mezopotamya'yı seyreden tarihi kent; Mardin...

Mardin kitaplara sığmayacak kadar derin kültüre sahip bir ilimiz, konunun MÖ.8000 yıllarına dayanan tarihi yönü bir tarafa Urfa-Viranşehir yoluyla gelip de Kızıltepe kavşağından dönerek yükselmeye başlayınca karşınıza bir tablo gibi çıkan çarpıcı özellikteki kent, kiremitsiz evleri, basamaklı, daracık gizemli sokaklarla birbirlerinin havasını, ışığını kesmeyecek şekilde sırt sırta binerek kaleye doğru tırmanıyor.

Özellikle akşam güneşinde ışığı arkanıza alıp da, eski Mardin kentinin karşısına geçip adeta bakıştığınızda, kent sizi, siz kenti seyrediyorsunuz! Cephesi size dönük tamamını bir defada görebildiğiniz ender yerleşimlerden biri olan kent aslında uçsuz bucaksız uzanan Mezopotamya'yı seyrediyor, biz araya giriyoruz!. Fakat bu seyir ne bir saate, ne bir güne, ne de daha fazlasına sığacak gibi değil. Günün değişik zamanlarında, mevsimsel ışık efektlerinin sihiri ile her saat başka görünen Mardin de akşam güneşinin kızarttığı gökyüzü ve evlere yansıyan sarartısı içinde ilk dikkati çeken görkemli kale eteğinde omuz omuza vermiş motiflerle süslü kesme taş evlerin dayanışması arasında sivrilen minareler, kiliseler, farklı mimari yapı tarzı oluyor.
Apartman dokusu hakimiyetindeki illerden gelenler için bu görüntü ilk kez Mardin'i görenlerde değişik duygular yaratıyor. Araç giremeyen, çöp toplama dahil taşımacılığın at, eşek, katırlar ile yapıldığı basamaklı sokaklarda yürürken, kemerler altından geçilen dehlizler ilk kez gelen ziyaretçileri hayretler içinde bırakabiliyor! Kapı üstü süsleri, kapı tokmakları, pencereler gibi detaylara dalarsanız kent gezisi içinden kolay kolay çıkabilmeniz hiç mümkün olmuyor ! Yine de Mardin'e gitmeden önce bu ili tanıtan kitaplar okumalı, açıkçası tarihini, coğrafyasını, kültürünü çalışıp gitme ihtiyacı duyuluyor.
Mardin doğal konumu bakımından olduğu kadar ticari ve kültürel ilişkilerin kavşak noktasında bulunması nedeniyle Karadeniz'den Kafkasya'ya, Basra Körfezinden Doğu Akdeniz'e uzanan yolların bağlantı noktası olmuş .Güneyde alabildiğince uzanan Mezopotamya Ovası ve Diyarbakır düzlüğü arasındaki tek geçit olan Mardin Eşiği üzerinde bulunması Mardin'i tarih boyunca vazgeçilmez kılmış. Deniz seviyesinden 1100 m yükseklikteki çevreye hakim konumuyla ele geçirilmesi son derece zor olan kentin doğası Midyat, Hasankeyf, Cizre gibi merkezlerdeki dinsel anıtlarıyla da merak uyandıran gözle görünür bir çekim gücü yaratıyor.

Kentteki Kültürel Miras
Han, külliye, medrese, cami, kilise, manastır, kent müzesi ve tarihi çarşısı ile bir çok gezilip görülecek yere sahip olan Mardin de yöreye has "Telkari sanatı" ünlenmiş bir sanat dalı olarak ilgi çekiyor. Eritilen altın, gümüş gibi madenlerin tel halinde çekilip işlenmesi ile ortaya çıkarılan kullanım eşyaları, bölgeden alınabilecek hediyelik eşyaların başında geliyor. Ayrıca araç giremeyen bir çok sokakta taşımacılığın binek hayvanları ile yapılıyor olması semercilik, nalbantçılık gibi mesleklerin de hala devam edebiliyor olmasına imkan vermiş. Günümüzde semerler yöreyi ziyaret edenler tarafından da dekoratif amaçla kullanılmak üzere satın alınıyor.
Mardin gezisinden artan zamanda mutlaka gezilmesi gereken Hasankeyf, Midyat Cizre gibi tarihi değerlere sahip eşi benzeri olmayan özelliklere sahip yerler, gezi severlerin büyük beğenisini kazanıyor. Tarihi platformlar aynı zamanda filmciler, foto safari meraklıları içinde bulunmaz imkanlar sunuyor. Turistlere alışık olan yöre halkı ise hoşgörülü ve yardımsever olup arzu edenlere rehberlik hizmeti veriyorlar.

Mardin Evleri
Anadolu Türk mimarisinin en özgün örnekleri olarak kabul edilen, bulunduğu topografya ve iklim koşulları ile uyum sağlayan Mardin evleri, Mezopotamya Ovası'nın ucunda yer alması nedeniyle İslam kültür ve mimarisiyle Anadolu Türk kültür ve mimarisi arasında köprü olmuştur. Dik bir yamaç üzerinde düz damlı taş binalar kemer, revak ve taş süslemeleriyle dikkat çekerken, taş oyma sanatı ince detaylarına rastlanıyor. Bazı binaların dış cephelerinde bulunan kitabeler, hat sanatının göze çarpan özellikleri
olarak dikkat çekiyor. Çeşitli yapılar birbirlerine daracık sokaklar, merdivenler ya da yöre halkının dilinde "Abbara" denilen üstü tonozlu geçitlerle bağlanırlar. Tüm mimari doku açık renkli kalker taşlarıyla oluşmuş olup beyaz, sarı ve kırmızı tonlarda, ki bu taşlar yer yer dönüşümlü kullanılarak renkli görünümler ortaya çıkması sağlanmış. Çok kalın duvarları olan taş evler yazın çok serin kışında sıcak ortamlar yaratma özelliğine sahip. Tahta üzerine demir kaplamalı sokak kapılarında büyük anahtarlı kilitler halkalı ve stilize horoz figürü taşıyan demir dövme kapı tokmakları geçmişten günümüze gelen asırlık eserlerdir. Tokmaklar Evi, Koçhisarlar Evi, Kurtuluşlar Evi, Zeki Eldem Evi, Abdülkadir Paşa / Koçlar Evi, Vakıf Evi gibi birbirinden ilginç yapılar türünün örnekleri olarak büyük beğeni kazanıyor.

Tarihçesi
Geçmişin ünlü İpek Yolu bağlantısı olan kent hakkında bir çok efsane bulunmaktadır. Pers krallarından birisinin hasta olan "Mardin" adlı oğlu, dört mevsimi de birbirinden güzel olan bu kentte sağlığına kavuştuğu için onun adıyla anıldığı söylenir. Bir başkası Süryanice kutsal şehir anlamına gelen bu ismin bir Süryani rahip tarafından kente verildiği ifade edilir. Bir başka söylentiye göre ise kentin adı Sasani komutanlarından Mardius'tan gelmektedir. Ünlü tarihçi Hammer, tarihi kaynaklardan
aynen aktardığını öne sürerek bu adın İran hükümdarı Ardeşir'in bölgeye yerleştirdiği savaşçı kavim Mardlar'dan geldiğini söylemektedir. Roma, Bizans, Arap, Hamdaniler, Şeyhoğulları, Mervaniler, Büyük Selçuklular ve onların ardından Artukoğulları uzunca bir süre yöreye egemen olmuşlar. Daha onraları Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Safeviler Mardin'i siyasi sınırları içerisine katmışlardır. 1517 yılında Yavuz Sultan Selim komutanlarından Bıyıklı Mehmet Paşa tarafından Osmanlı toprakları içine alınmıştır.

 

Devam Et 0 Yorum

Kayseri Tarihi,Cami Ve Mescitleri

16/8/2008"

Kayseri Tarihi

 

İLK DEVİRLER

Kayseri çevresindeki en eski yerleşim alanı, şehrin 20 km kuzey doğusunda bulunan Kaniş Höyüğüdür. M.Ö. 2800 tarihinden Hellenistik Çağa kadar önemini koruyan merkezde, eski Tunç Devri, Asur Ticaret Kolonileri ve Hitit Çağları’na ait bir çok belge bulunmuştur.

Hititler’den sonra bölge Frig hakimiyetine geçmiş, daha ziyade Kızılırmak havzasında egemen olan frigler zamanında mazaka ön plana çıkmıştır. M.Ö 676 tarihinde Anadolu’ya gelen Kimmerler'in Kaniş ve Mazaka’yı tahrip ederek, Frig hakimiyetine son verdikleri tarihi kaynaklarda belirtilmektedir.

Kaniş’in önemini kaybetmesinden sonra, bölgenin kutsal dağı kabul edilen Argaios'un (Erciyes) kuzey eteğindeki Mazaka ön plana çıkmıştır. Kimmerler'in Asur ve Lidyalılar tarafından Anadolu’ dan atılmaları ile Mazaka, Lidya ve Med hakimiyetine girmiş ve devrin önemli ticaret merkezi olmuştur.

M.Ö 590 yılında Pers Kralı Kyros'un Lidya Kralı Krisos'u yenmesi ile bütün Anadolu ile birlikte Mazaka da Pers hakimiyetine girmiştir. İran'dan bölgeye göç eden halk, kendi ülkelerine benzettikleri  Argaios (Erciyes) ve çevresine yerleşmişlerdir.

KAPPADOKİA

KRALLIĞI

M.Ö 332 yıllarında Ariarathes I, ilk Kappadokia Kralı olarak bağımsızlığını ilan etmiştir. M.S 17 tarihine kadar 349 sene hüküm süren bu krallığın başkenti Mazaka iken, Ariarathes V zamanında şehrin adı Eusebia olarak değiştirilmiştir. M.Ö 8 yılı içinde tekrar bir değişiklik yapılarak, Roma İmparatoru Ceasar‘ın adına izafeten CEASAREA ismi verilmiştir. O günden beri, 2000 senedir Kayseri ismi ile anılmaktadır.

 

ROMA DÖNEMİ

M.S.193-211 tarihleri arasında şehir stadyumu yapılmış ve önemli Roma şehirlerinde olduğu gibi bir çok yarışmaların merkezi olmuştur. Şehir surları ise, Roma İmparatoru Gordianus III zamanında (M.S.241) yıllarında yaptırılmıştır. Dördüncü yüzyılın başlarında halk tamamen  Hıristiyanlaşmış ve Kayseri bu dinin ilmi merkezi haline gelmiştir.

Roma İmparatorluğunun Doğu ve Batı olarak ikiye bölünmesi ile, Kayseri doğuda kaldığı için Bizans Şehri olmuştur. Bizans zamanında Arap ve İran ordularının yaptığı İstanbul seferleri sırasında Kayseri defalarca işgal edilmiştir.

KAYSERİ'NİN

TÜRKLEŞMESİ

Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan‘ın 1071 tarihinde Malazgirt’te Bizans ordularını yenmesiyle Anadolu kapıları Türklere açıldı. Bu tarihten 15 sene sonra, 1085 yıllarında Kayseri’yi artık bir Türk ve Müslüman şehri olarak görmekteyiz. Müslüman Türklerin hakimiyetinde Kayseri’nin eski halkı olan Rum ve Ermeniler’in birer mahallede toplandıkları, Çarşı, Pazar ve ticarette yavaş yavaş hakimiyetlerini kaybettikleri görülmüştür.

Şehir, süratle yapılan Camii, Han, Medrese, Hamam ve Çeşmelerle kısa bir sürede tam bir İslam Şehri kimliği kazanmıştır. Bir müddet Danişmendliler’e merkez olan Kayseri özellikle Selçuklu Sultanı Uluğ Keykubad (1. Alaeddin Keykubad) zamanında Türkiye Selçuklu Devletinin Konya ve Sivas‘la beraber üç başşehrinden birisi olmuştur. Danişmendi ve Selçuklu yönetimleri zamanında yapılan görkemli yapıların en önemlileri olarak; Camii Kebir, Güllük Camii ve Hamamı, Hunat Külliyesi, Şifaiye – Gıyasiye Medresesi, Hacı Kılıç Külliyesi, Lala Muhlisiddin Camisi, Sahabiye Medresesi, Kale Surları ve Yoğunburç sayılabilir.

 MOĞOL HAKİMİYETİ

Selçuklu ordusunun 1243 tarihinde yapılan Kösedağ Meydan Savaşı ile Moğol ordusuna yenilmesi, Türk tarihinde bir dönüm noktası olmuş ve artık Anadolu’ da Moğol hakimiyeti başlamıştır.Gönderdikleri Valilerle Anadolu‘yu  denetleyen Moğollar, 150 sene müddetle Kayseri ve Anadolu’nun bütün maddi ve manevi kaynaklarını yağmalamışlardır. Moğol sömürüsü altında ezilen Selçuklu Devleti, bütün gücünü kaybetmiş ve II. Mesud‘dan sonra dağılarak, yerini beyliklere bırakmıştır. (1308).

OSMANLI DÖNEMİ

Fatih Sultan Mehmet zamanında, Gedik Ahmet Paşa tarafından Karamanoğulları Beyliği’ne son verilerek, Karaman,  Konya ve Kayseri Bölgeleri Osmanlı toprağına katıldı. (1474) Kayseri 1476‘dan itibaren Karaman eyaletine bağlı bir sancak merkezi oldu. 1839 tarihinde Bozok Eyaletinde, 1867 tarihinde de bağımsız sancak merkezi olarak Osmanlı idari taksimatında yerini aldı.

YAKIN DÖNEM

Cumhuriyet Döneminde 1924 tarihinde yapılan yeni anayasa ile vilayet yapıldı. Bilinen en eski dönemlerinden beri ticaret merkezi olan Kayseri’de devletin öncülüğünde sanayileşme başlatıldı. Sırayla Sümerbank Dokuma Fabrikası, Tayyare Fabrikası, Anatamir Bakım Fabrikası, Askeri Dikim Evi kuruldu. 1950‘den sonra Kayserili  ticaretten sağladığı tasarruflarını sanayiye dönüştürmeye başladı. Bugün Kayseri, ortalama büyüklükte bir ticaret ve sanayii şehridir. Güçlenen Üniversitesi ile giderek bir kültür merkezi haline gelerek, eski ününü yakalama yolundadır.

 Kayseri Cami ve Mescitleri

Ulu Cami (Cami-i Kebir) (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde Camii kebir Mahallesi’nde, Kapalı Çarşı’nın hemen yanında yer alan Ulu Cami, eski kayıtlarda Sultan Camisi olarak geçmektedir. Camiyi Kayseri’yi başkent yapan Danişmendlilerin üçüncü hükümdarı Melik Mehmet Gazi 1134-1143 yıllarında yaptırmıştır. Selçuklu hükümdarı I.Gıyaseddin Keyhüsrev’in emirlerinden Muzafferüddin Mahmud bin Yağıbasan 1205-1206 tarihinde onarmıştır. Bu onarımı belirten bir kitabe caminin kuzey yönündeki duvar üzerine yerleştirilmiştir. Bu kitabe mermer üzerine sülüs yazı ile dört satırlık olup, mealen anlamı şöyledir:

“Bu camiyi, Kılıçaslan oğlu büyük sultan Keyhüsrev devrinde, Allah onun yardımını yüceltsin, h.602 (1205-1206) Yağıbasanoğlu Muzafferüddin Mahmud tarafından onarılmıştır.”

Caminin kuzey kapısı üzerindeki bir kitabeden öğrenildiğine göre; h.1126 ( 1714 ) yılındaki depremden kısmen yıkılmış ve Matbah ve Sur Emini Halil Efendi tarafından 1722-1723 yılında tamir edilmiştir. Bu kitabe sülüs yazılı olup mealen anlamı şöyledir:

“Yalnız matbah emini değil, Sultan suru eminidir de. Malının çoğunu hayra yöneltmek herkesçe malum itiyadı, o temiz müstesna kişi cümle alemin Halili’dir, dostudur. Ser ve azadır. Hayrın gül bahçesi denilse lâyıktır. Arşı asa olan bu ibadet yeri zelzeleden yıkık halde iken en iyi onarımla bu harabe binayı yepyeni yaptı. Güzel kubbesinin üst örtüsü yıkılmıştı. Yine eski şekil üzere binası ortaya çıktı. Yüce Kâbe’nin nuru Mecidi Mevlâ Ona göstermesin imar edilmiş bu eve şöyle bir yeni tarih yazılsın; Halil’in Ulu Camisi’nin binası Kâbe gibi oldu”.

Ulu Cami bunun dışında birkaç onarım daha geçirmiştir. Caminin içerisinde mihrap içindeki kitabeden Salih Paşa tarafından h.1230’da (1814) onarıldığı öğrenilmektedir. Ayrıca caminin mihrap tarafındaki kubbenin doğu kısmında 1856 yılında bir kez daha onarıldığını belirten bir başka kitabe daha bulunmaktadır.

Ulu Cami dikdörtgen planlı olup, 1750 m2’lik bir yer kaplamaktadır. Cami Selçuklu ve Danişmendli Ulu Cami plan tipinin erken örneklerinden birisidir. İbadet mekanı 47.45x27.00 m. ölçüsündedir. Caminin üzeri 12 kemer ayağının taşıdığı düz bir çatı ile örtülüdür. Biri mihrap önünde, diğeri de ortada olmak üzere taş kaplamalı iki kubbesi bulunmaktadır. Yarım yuvarlak olan mihrabı çeşitli motiflerle bezenmiştir. Ayrıca ağaç minberi Anadolu Selçukluları döneminde yaygın olan taklit kündekâri tekniğinde yapılmıştır. İki katlı olan minberin kapısında ortada altı köşeli bir yıldız, geometrik desenler ve Rumiler, kıvrık dallarla bezelidir. Ayrıca Kuran’dan alınma ayetler minber üzerine yazılmıştır. İbadet mekanı mihrap duvarına dik olarak sıralanmış 30 sütunla sekiz sahna ayrılmıştır. Bu sütun ve sütun başlıklarının çoğu Roma ve Bizans yapılarından toplanmıştır.

Caminin batısında sekizgen bir taban üzerinde kalın silindirik gövdeli tek şerefeli minaresi bulunmaktadır. Bu minare mozaik tuğlalarla yapılmıştır.


Hacı Kılıç Camisi (Kocasinan)

Kayseri İstasyon Caddesi’nde bulunan bu camiyi yanındaki medrese ile birlikte kitabesinden öğrenildiğine göre; II.Gıyaseddin Keyhüsrev’in oğlu İzeddin Keykavus’un emri ile Selçuklu emirlerinden Ebü’l Kasım Ali et-Tusi tarafından 1249-1250 yılında yaptırmıştır. Camiye Hacı Kılıç isminin neden verildiği bilinmemektedir.

Cami yanındaki medrese ile bir bütün oluşturmaktadır. Her iki yapı da kesme taştan yapılmıştır. Yalnızca güney cephe duvarlarında yer yer devşirme malzeme de kullanılmıştır.

Cami mihrap duvarına dik beş nefe payelerle ayrılmış ve bunlar sivri kemerlerle birbirine bağlanmıştır. Üzeri tamamen beşik tonozlarla örtülü olup, orta nefin mihrap önüne rastlayan bölümü pandantifli bir kubbe ile örtülüdür. Caminin dışa taşkın ve oldukça yüksek olan giriş kapısı dikdörtgen çerçeve içerisinde yuvarlak kemerli olup, mukarnaslarla sona ermektedir. Ayrıca kapının yüzeyini geometrik geçmeler boş yer kalmamacasına kaplamıştır. Caminin batısında ikinci bir giriş bulunmaktadır. Ancak fazla derin olmayan sivri kemerli bir niş içerisindeki bu kapıda bezeme bulunmamaktadır.

Caminin giriş cephesinde, kapının iki yanında birer dikdörtgen pencere bulunmaktadır. Bunlardan sağ taraftakinin önü sonradan yapılmış minare kaidesi ile kapatılmıştır. İbadet mekanında, mihrap duvarında üç, batı duvarında da iki pencere daha bulunmakta olup, bunlar mazgal pencere niteliğindedir. Mihrap nişi geometrik örgülü yıldız geçmelerden meydana gelmiş bir bordürle çevrilmiştir. Ayrıca köşe dolgularındaki düğümlü geçmeler Konya Alaaddin camisi’ndeki bezemeyi hatırlatmaktadır.

Caminin ve medresenin köşelerinde destek kuleleri bulunmaktadır. Bunlardan medrese ve cami arasındaki alana, dikdörtgen kaide üzerinde, yuvarlak gövdeli tek şerefeli taş minare oturtulmuştur.




Huant Hatun Camisi (Melikgazi)

Kayseri kalesinin doğusunda, şehri çevreleyen surların dışında yer alan külliye; 1237-1246 yılları arasında I. Keykubat'ın karısı, II.Keyhüsrev'in annesi Mahperi Hunat Hatun tarafından yaptırılmıştır. Külliyeyi oluşturan yapı topluluğundan biri olan Cami, kapısı üzerindeki kitabesinden öğrenildiğine göre; 1238 yılında tamamlanmıştır. Buradaki üç satırlık mermer kitabede mealen şöyle yazılıdır:

“Bu mübarek caminin inşasını Keykubat oğlu, yüce sultan din ve dünyanın koruyucusu, fetihler sahibi, Keyhüsrev devrinde, Şevval 635 (Mayıs 1238) yılında büyük alim, kanaatkâr, dünya ve dinin yüz akı, hayırlar fatihi, Melike, oğluna emretti.
Allah Onun varlığını devamlı kılsın, gücünü arttırsın”.

Klasik Selçuklu planında, 52.30x43.70 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı bir yapı olup, kuzey-güney yönünde uzanan geniş bir orta sahın ile onun yanındaki üçer sahından meydana gelmiştir. İbadet mekanının üzeri merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbe dışındaki bölümlerin üzerleri tonozlarla örtülüdür. Bunlardan doğuda 10, batıda da 7 tonoz örtüsü vardır. Kubbe ve tonozları iki kubbe arasındaki toplam 48 paye taşımaktadır. Mihrap önü kubbesi ise günümüze orijinal durumunu koruyarak gelebilmiştir. Ancak üzerindeki yapıldığı dönemin özelliğini yansıtan külahı yıkılmış ve günümüze gelememiştir. İbadet mekanının üzerini örten kubbe kitabesinden öğrenildiğine göre 1899 yılında Sultan II.Abdülhamit tarafından yaptırılmıştır. Yüksek bir kasnak üzerindeki bu kubbenin 1726-1727 yıllarındaki onarımında konulan kubbe üzerine yapıldığı bilinmektedir.

Mihrap mermer sütuncuklar ve mukarnaslı olup, çevresi geometrik taş oymalarla süslenmiştir. Ayrıca istiridye motifli üç niş de onu tamamlamıştır. Minber döneminin özelliğini taşıyan kündekari tekniğindedir. Ne yazık ki bu minberin üzerindeki yazılardan bir kısmı kazınmış ve boyanmıştır.

Caminin doğu ve batıdaki giriş kapıları Klasik Selçuklu üslubunda geometrik motiflerle çevrelenmiş ve abidevi bir görünüş kazanmıştır. Kapıların giriş kemeri üzerinde Kuran’dan alınma ayetlerden oluşan bir friz dolaşmaktadır.

Caminin minaresi batı taç kapısı üzerinde köşk-minare şeklinde 1139 onarımında yapılmıştır. Caminin orijinal Selçuklu minaresi bulunmamaktadır. Büyük olasılıkla ezan doğu duvarının iç yüzündeki taş merdivenlerden çıkılarak damda okunuyordu. Sonradan Osmanlı döneminde caminin batı taç kapısı üzerine altı ayaklı taş bir minber-minare yapılmıştır. Zeminden 47.5 cm. yükseklikte, 1.56x1.39 m. ölçüsündeki dikdörtgen kaideli yekpare taştan yapılmış minare 5 m. yüksekliğindedir. Konik biçimde oyulmuş sivri kemerli cepheler yekpare taştandır. Minare şerefesinin tavanı içten düz, çatısı da dışarıya çıkıntılı saçaklarla tamamlanmıştır. Külahın kaidesi ise kare planlı yekpare taştandır. Külah üç parçalı taştan yapılmıştır. Bu minber minarenin yapım tarihi kesinlik kazanamamakla beraber yanındaki büyük minarenin XIX.yüzyılın sonunda yapıldığı düşünüldüğünde, bu minarenin daha önce yapıldığı da açıklık kazanmaktadır. Ayrıca portalin yanında cami duvarına bitişik olan kesme taştan yuvarlak gövdeli büyük minare Sultan II.Abdülhamit tarafından 1900-1901 yılında yaptırılmıştır.


Kölük (Gülük) Camisi (Melikgazi)

Kayseri’de Düvenönü semtinde Gülük Mahallesi’nde bulunan Kölük (Gülük) Külliyesi cami ve medreseden meydana gelmiştir. Yapı topluluğu XIII. Yüzyıl Danişmendli eseri olup, Caminin kuzeydoğusundaki kapısının üzerinde bulunan kitabesinden bu yapıyı Kayseri Ulu Cami’sini onaran Muzaffereddin Mahmud’un kızı Adsız Elti Hatun tarafından 1211 tarihinde onarıldığı öğrenilmektedir. Üç satırlık Selçuklu sülüsü ile yazılmış kitabesinin mealen anlamı şöyledir:

“Bu binayı, Keyhüsrev’in oğlu, dünya ve dinin şerefi, fetihler sahibi hak dağıtıcısı, müminlerin emirinin ortağı büyük sultan Keyhüsrev’in hakimiyeti zamanında Allah’ın en zayıf kulu, iffetli kadın, Yağbasan oğlu Mahmud’un kızı Adsız Elti Hatun h.607 (1210-1211) yılında onarmıştır”.

Camiyi 1335 depreminden sonra Kölük (Gülük) Şemseddin büyük ölçüde onarmış ve bu yüzden de yapı Onun ismi ile tanınmıştır.

Cami, dikdörtgen planlı olup içerisindeki sütunlarla beş sahna ayrılmıştır. Mihrap önüne rastlayan orta nef kubbe ile diğerleri de tonozlarla örtülmüştür. Kubbeler ve tonozlar 32 kemer ayağı üzerine oturtulmuştur. Mihrap önü kubbesi ve onu taşıyan Türk üçgenleri tuğladan yapılmıştır. Caminin güney duvarında girişe göre sola kaydırılmış mozaik çinili bir mihrap görülmektedir. Bu çinili mihrap daha önceden yapılmış taş mihrabın üzerine XIII.yüzyıl çinileri ile kaplanarak yeniden yapılmıştır. Selçuklu mozaik-çini mihraplarının en güzel örneklerinden birisidir. Burada geometrik ve bitkisel motiflerin ve çinilerin arasına yer yer ayetler yerleştirilmiştir.

Gülük camisi'nin çatı ile örtülü kubbesinin yanında minber-minaresi bulunmaktadır. Bu minare 1.60x1.58 m. ölçüsünde taş kaide üzerine yerleştirilmiş olup, dört taş basamakla çıkılmaktadır. Minare altı taş sütunun taşıdığı taş bir külah ile örtülmüştür.

Cami ve medrese 1835-1856 yıllarında onarılmıştır. Caminin çatısı 1971 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yeniden onarılmış ve üzeri bakır kaplamalı ahşap çatı ile minare sonradan yapılmıştır.


Han Camisi (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde Burhanettin Bulvarı üzerinde bulunan Han Camisi, XIII.yüzyılda Selçuklular tarafından yapılmıştır. Mimari olarak tipik bir Selçuklu hanı plan düzeninde yapılmıştır. İlk yapılışında han olarak kullanılan bu yapı sonradan camiye çevrilmiş ve bu yüzden de Han Camisi ismini almıştır. Hanın ne zaman camiye çevrildiği ve ne zaman yapıldığı konusunda kesin b ilgi bulunmamaktadır. Caminin kitabesi bulunmamaktadır. Cami 1856 ve 1896 yıllarında onarılmıştır.

Caminin içi ve dışı iri yontma taşlardan yapılmıştır. Caminin kapalı kısmının yanında portalin bulunduğu cephede birbirlerine kemerlerle bağlanmış dört payenin taşıdığı tonozlu bir bölüm bulunmaktadır. Bunlardan orta tonoz diğerlerinden daha yüksektir. Hanın ilk yapılışındaki kemerli kapısı orta gözün bulunduğu yere açılmaktadır. Sonraki dönemde bu kapının bulunduğu yere mihrap eklenmiştir. İbadet mekanı mihraba paralel 24 taş ayakla üç bölüme ayrılmıştır. Yapının üzeri toprakla örtülmüş cami olarak kullanılmaya başlandıktan sonra da batı cephesine bir minare ilave edilmiştir.

Bu hanın ilk yapılışında şehrin kale surlarına dayandığı ve şehir kapıları kapandıktan sonra gelen yolcuların burada kaldığı sanılmaktadır.


Kurşunlu Camisi (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde Belediye Parkı’nın yanında İstanbul Caddesi üzerinde bulunan Kurşunlu Camisi’ni Hacı Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kitabesinden öğrenildiğine göre Mimar Sinan tarafından 1585 yılında yapılmıştır. Bu caminin ilk yapımında hamam, sıbyan mektebi, imaret, han ve çeşmesi ile birlikte külliye halinde idi. Ancak günümüze yalnızca cami gelebilmiştir.

Caminin kapısı üzerinde mermer kitabesinin mealen anlamı şöyledir:

“Şehr-i Zilhiccede urmuşsun anal bünyadın
Diyalarım hasredegin sahibine ola dua
Oldu mamur-u vilayet didim ana tarih
Yapalı Kayseri’de camiin Ahmet Paşa”.

Cami kesme taştan Klasik Osmanlı mimarisi üslubunda yapılmıştır. Kare planlı ibadet mekanının üzerini pandantiflere oturan yuvarlak kasnaklı merkezi bir kubbe örtmüştür. İbadet mekanının köşelerindeki dayanaklarla caminin daha dayanıklı olması sağlanmıştır. Caminin mermer giriş kapısı çift revaklı son cemaat yeri yapıldığı dönem için oldukça karakteristiktir. Mihrap ve minberi mermerden olup, günümüze orijinal konumu ile gelebilmiştir. Yanında kare kaide üzerinde yükselen tek şerefeli minaresi bulunmaktadır.

Lala (Lale) Camisi (Melikgazi)

Kayseri il merkezinde, Lale Mahallesi’nde bulunan bu cami, Lala Musluhiddin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber yapı üslubundan XIII.yüzyıl Selçuklu eseri olduğu anlaşılmaktadır.

Cami dikdörtgen  planlı olup, ilk yapılışında üzeri toprak damlı idi. Sonradan ibadet mekanının üzerine büyük ölçüde bir kubbe yapılmıştır. Caminin ahşap minberi ağaç oyma tekniği ile yapılmış, Selçuklu ağaç işçiliğinin en güzel örneklerinden birisidir. Taklit kündekâri olan bu minberin üzerinde Ayetü’l Kürsi yazılıdır. Orijinal mihrap günümüze gelememiş ve sonradan aslına uygun olarak yenilenmiştir. Minaresi sonradan eklenmiş, kare kaide üzerinde yuvarlak kaideli ve tek şerefelidir.

Caminin doğu tarafına bir türbe, kuzey tarafına da bir hamam eklenmiştir.


Ali Hoca Camisi (Melikgazi)

Kayseri Danacılar Mahallesi, Yuvak Sokak’ta bulunan Ali Hoca Camisi, Ali Hoca tarafından 1708 yılında yapılmıştır.

Cami dikdörtgen planlı, kesme taştan küçük bir yapı olup, mimari yönden bir özellik göstermemektedir. Caminin en önemli tarafı Osmanlı mimarisinde Minber Minare denilen minaresidir. İbadet mekanının kuzeybatı köşesine 4,5 m. yüksekliğindeki taş kaide üzerine yapılmış olup, minareye yirmi basamakla taş bir merdivenle çıkılmaktadır. Dört yekpare taş sütundan oluşan minarenin üzeri taş piramidal bir külahla örtülüdür.


Battal Gazi Camisi (Melikgazi)

Kayseri Karacaoğlan Mahallesi, Gürpınar Sokak’ta bulunan bu caminin ne zaman yapıldığı kesinlik kazanmamıştır.

Kesme ve moloz taştan yapılan cami mimari yönden bir özellik taşımamaktadır. Bununla beraber caminin kuzeyinde 30-40 m. uzaklıktaki, 1.77 m. yüksekliğinde, 164x154 m. ölçülerinde altıgen kaide üzerindeki taş minber minarenin bu camiye ait olduğu sanılmaktadır. Minarenin kemerleri üzerinde bir silme bulunmakta olup, üzerindeki külah zamanla yok olmuştur. Minarenin yüzünde yer yer kırmızı aşı boyaları görülmektedir.


Bozatlı Paşa Narlı Mescidi (Melikgazi)

Kayseri Bozatlıpaşa Mahallesinde bulunan Narlı Mescit XVIII.yüzyılda yapılmıştır.

Mescit 7.34x12,52 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı bir yapıdır. Kesme taş ve moloz taştan yapılan mescidin ibadet mekanı dört ağaç direk tarafından desteklenen toprak bir damla örtülmüştür. Mimari yönden mescidin bir özelliği bulunmamaktadır.

Mescidin en önemli yanı kuzey-batı köşesindeki minber-minaresidir. Minareye dokuz basamaklı bir merdivenle çıkılmaktadır. Zeminden 4.20 m. yüksekliğinde olan minber-minare 1.20x1.35 m. ölçüsünde taş bir kaide üzerinde krem renkli kesme taştan yapılmış olup, sekizgen gövdeli baklava başlıklı sütunların taşıdığı piramit şeklinde bir külahla örtülmüştür.


Cıncıklı (Çiğdelizade) Camisi (Melikgazi)

Kayseri Cumhuriyet Mahallesi Tennuri Sokak’ta buluna Cıncıklı Camisi, Çiğdelizade Hacı Ahmet Ağa tarafından 1664 yılında yapılmıştır. Hacı Ahmet Ağa’nın kızı Ayşe Hanım 1715 yılında camiyi tamir ettirmiştir. Bundan sonra cami değişik zamanlarda onarılmıştır.
Caminin giriş kapısı üzerinde 1921 tarihli talik yazılı dört satırlı bir kitabesi bulunmaktadır.

Kitabe:

İmamzade Reşid bey zevcesi Seyyide hanımla
Semahat kisesini açdılar sarf itdiler hakka
Yedekçizadeler Hacı Mehmet ve Hüseyin beyler
Bu ra’na mabedi ba’del-harabe etdiler ihya
İlahi ehl-i hayrı eksik etme safha-i arzdan
Ki anlarda kıvam-ı din ü nizam-ı zinet-i Dünya
Rıza tarih-i hicri sene bin üç yüz dahi kırkda
Li-vechillah olundu cami-i vala bina inşa.

Bu kitabeden de öğrenildiği gibi camiyi İmamzade Reşid Bey’in eşi Seyyide Hanım, Yedekçizadelerden Hacı Mehmed ve Hüseyin Beyler 1921 yılında onarmışlardır.

Cami 14.85x14,30 m. ölçüsünde kareye yakın planlı olup üzeri toprak damla örtülüydü. Cami uzun yıllar harap bir durumda kalmış. 1985 yılında yıkılarak yoldan biraz daha geride eski caminin ölçülerinde yeniden yapılmıştır. Toprak dam yerine üzeri çatı ile örtülmüştür.

Caminin minber-minaresi 2.00x2.00 m. ölçüsünde kare bir kaide üzerinde olup, minareye içeriden 34 basamaklı bir merdivenle çıkılmaktadır. Minarenin zemini caminin çatısından l.50 m. daha yüksektedir. Minare gövdesi sekizgen dört ayak üzerindedir. Ayaklar baklava başlıklı olup üzerlerine prizma taşlar konulmuştur.Üzeri dışarı doğru çıkıntılı bir çatı ile örtülmüştür.


Cürcürler Camisi (Kocasinan)

Kayseri Sahabiye Mahallesi Buyurgan (Cürcürler) Sokak’ta bulunan bu caminin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Giriş kapısı üzerindeki mermer iki satırlı kitabesinde Uzun Mollazade El-Hac Ali Ağa tarafından 1864’de tamir edildiği yazılıdır.

Cami moloz taştan dikdörtgen planlı olarak yapılmış, üzeri çatı ile örtülüdür.Mimari yönden bir özelliği bulunmayan caminin minber minaresi krem renkli taştan yapılmıştır.19 basamaklı taş merdivenle çıkılan minare 1.49x1.43 m. ölçüsünde taş bir kaide üzerindedir. Bu kaide üzerinde 1.03m. yüksekliğinde dört sütun Bursa kemerleri ile birbirlerine bağlı olup bir tabladan sonra konik bir çatıyı taşımaktadır.

Günümüzde bu minber-minare kullanılmamakta, kuzey-batı köşesine 1955 yılında silindirik gövdeli, tek şerefeli yeni bir minare yapılmıştır.


Çakalız Camisi (Melikgazi)

Kayseri Emirağa Mahallesi, Nazım Bey Caddesi’nde bulunan bu cami 1582 tarihinde yapılmış ,l955 yılında yıkılarak yeniden yapılmıştır.

Cami kesme taştan, 10.50x10,50 m. ölçüsünde kare planlı olup, üzeri betonarme bir kubbe ile örtülmüştür. Önüne basit bir son cemaat yeri ile kuzey-batı köşesine de Klasik Osmanlı Mimarisi üslubunda tek şerefeli bir minare eklenmiştir.

Caminin mimari yönden bir özelliği olmamasına karşılık, eski camiden arta kalan avlu duvarının üzerinde 1.70m. yüksekliğinde bir minber-minaresi bulunmaktadır. Minber-minare altı adet silmeli altıgen ayak üzerinde yöresel krem rengi taştan yapılmıştır.Yekpare taş sütunlar üzeride geçmeli geometrik ve bitkisel motifler bulunmaktadır. Ayaklar birbirlerine hafif sivri kemerlerle bağlanmış, üzeri de yekpare taştan sivri bir külah şeklinde örtülmüştür.

Çifteönü Camisi (Melikgazi)

Kayseri, Gubaroğlu Mahallesi, Çifteönü Caddesi’nde bulunan caminin üzerindeki bir levhadan Hacı Seyyid Mehmet Ağa tarafından 1882 yılında yaptırıldığı öğrenilmektedir. Caminin bu tarihten önce yapılıp yapılmadığı konusunda ise yeterli bir bilgi bulunmamaktadır. Minare kaidesinde 78x77 cm. ölçüsünde talik yazılı mermer kitabede caminin 1882 yılında yapıldığını doğrulamaktadır.

Cami-i Çifteönü de oldu ihya yümn ile
Hacı Seyid Mehmed Ağa himmet etti şevk ile

Bir minare kıldı inşa camie kim bu ağa
Beşvakitte okusun ezan müezzin aşk ile

Şu ümidle ola şafi Ruz-i Mahşer’de bana
Hazret-i Bilal-i Habeşi nezd-i Hak’da lutfile

Böyle hayrın ehlini Hak beldemizden kesmesin
İde matlubuna nail du cihandan rıfk ile

Sa-i bin üç yüzde tekmil tarih-i lafz-ı Rauf
Okuyanlar yad ideler ehl-i hayrı hayr ile
L’illahi Fatihe Sene 1300 (1882).

Cami kesme taştan 18.00x18.00 m. ölçüsünde kare planlı bir yapıdır. İbadet mekanı 12 ahşap sütunun taşıdığı toprak bir dam ile örtülüdür. Mihrap ve minberi bir özellik göstermemektedir. Caminin iki minaresi vardır. Bunlardan biri yüksek bir avlu duvarının üzerinde olup, 19 taş basamakla çıkılan bir minber-minaredir. Zeminden 4.65 m. yüksekliğindeki minarenin caminin damına yakın yerde kaidesi bulunmaktadır. Oldukça basık altıgen gövdeli altı sütunun taşıdığı minber-minareye doğudan çıkılmaktadır. Sütunlar arasında taş korkuluklara yer verilmiştir. Üzerindeki taş sütunlar yekpare olup, konik taş külahı oturtulmuştur.
Caminin ikinci minaresi ibadet mekanının kuzey batı köşesine ve camiye bitişik olarak yapılmıştır. Kesme taştan silindirik gövdeli ve tek şerefeli olup yakın tarihlerde yapılmıştır.


Deliklitaş Kesim Çıkmazı Mescidi (Melikgazi)

Kayseri, Deliklitaş Mahallesi’nde bulunan küçük bir mescittir. Kitabesi bulunmadığından ve kaynaklarda da ismine rastlanmadığından ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.

Cami 10.00x10.00 m. ölçüsünde kare planlı küçük bir yapıdır. Kesme taştan yapılan caminin mimari bir özelliği bulunmamaktadır. Yalnızca 11 basamaklı taş bir merdivenle çıkılan minber-minaresi dikkati çekmektedir. Oldukça sade sarı renkli taştan yapılan minare dört yekpare taş sütunun taşıdığı konik külahtan meydana gelmiş bir görünümü vardır. Minare de herhangi bir bezeme elemanına rastlanmamaktadır. Günümüzde oldukça harap bir durumdadır.


Emir Sultan Mescidi (Melikgazi)

Kayseri, Cumhuriyet Mahallesi’nde Şeyh Camisi yakınındadır. Cami ismini yanında gömülü olan Emir Sultan ismiyle tanınan Hoca İzzettin Efendi’den almıştır. Kitabesi bulunmadığından ne zaman yapıldığı kesinlik kazanamamıştır.

1970’li yıllara kadar harap bir halde gelen mescit 1979-1980 yıllarında yapılan bir restorasyonla yenilenmiştir. Mescit 10.00x12.00 m. ölçüsünde olup sağında kare planlı Evliya Sultan’ın türbesi bulunmaktadır. Türbe sekiz köşeli sivri külahlı bir Selçuklu kümbeti şeklinde yapılmıştır.

Mescidin türbe giriş kapısı üzerinde minber-minaresi bulunmaktadır. Bu minare l980 onarımında yapılmıştır. Minare taş kaide üzerinde dört ayaklı olup, üzeri düz bir çatı ile örtülmüştür. Kayseri’deki diğer minber-minarelerden farklı olarak minarenin içerisindeki kubbe ve küçük pencereler de bulunmamaktadır.


Göllü Cami (Melikgazi)

Kayseri Gubaroğlu Mahallesi, Çifteoğlu Caddesi, Göllü Sokak’ta bulunan Göllü Camisi’nin ne zaman yapıldığı konusunda bilgi bulunmamaktadır. Ancak yakınındaki Göllü Çeşme’nin 1551 tarihinde yapıldığı dikkate alınacak olunursa bu caminin de XVI.yüzyılın ortalarında yapıldığı sanılmaktadır.

Cami kesme taştan, 14.00x11.00 m. ölçüsünde kareye yakın dikdörtgen planlı olup, 1971 yılında yapılan onarım sırasında cami genişletilmiş ve orijinal konumundan tamamen uzaklaşmıştır. Caminin Kayseri’ye özgü minber-minaresi caminin damına oturtulmuştur. Bu minare 10.50 m. yüksekliğinde olup, 1.20x1.20 ölçüsünde taş bir kaide üzerindedir. Kayseri’ye özgü krem renginde taştan yekpare olan minareyi baklava başlıklı dört sütun taşımaktadır. Üzerine de sekiz dilimli konik bir külah oturtulmuştur.


Gubaroğlu (Yumurtalı) Mescidi (Melikgazi)

Kayseri Gubaroğlu Mahallesi, Kurum (Karafakih) Sokak’ta bulunan bu mescidi, Şah Melek hatun 1320 yılında yaptırmıştır.

Mescit kare planlı olup, moloz taş ve yarım kesme taştan yapılmış, 7.00x7.00 m. ölçüsündedir. Bunun dışına da dikdörtgen planlı bir son cemaat yeri eklenmiştir. Bu mescidin daha önce türbe iken 1560 yılında önüne son cemaat yeri eklenerek mescit haline getirilmiştir. Mescidin mihrap ve kuzey cephelerinde ikişer, doğu ve batı yönlerinde de birer küçük pencere ile içerisi aydınlatılmıştır. Mihrabın sağ ve soluna birer, doğu ve batı duvarlarına da ikişer niş açılmıştır. Mescidin mihrap duvarındaki Roma lahti parçasından ötürü halk bu lahit parçasını yumurtalara benzetmiş ve bu yüzden de mescide Yumurtalı Mescit ismi yakıştırılmıştır.

Mescidin avlu köşesindeki taş merdivenlerle çıkılan 5 m. yüksekliğinde minaresi bulunmaktadır. Minarenin dört sütununun başlıkları baklava dilimli Türk üçgenleri ile bezelidir. Minarenin petek kısmı yukarıya doğru daralarak altıgene dönüşmekte ve her cephesinde de birer pencere bulunmaktadır. Üst kısmı altıgen piramidal bir külah ile örtülmüştür.

Mescidin ibadet mekanının kubbesine de 1980’li yıllarda demir basamaklarla çıkılan altı ayaklı bir minber-minare daha eklenmiştir. Ancak bu minare mescidin görünümünü olumsuz yönde etkilemiştir.


Helvacı Dede Şıh Mescidi (Kocasinan)

Kayseri Serçeönü Mahallesi’nde bulunan bu mescidin ne zaman yapıldığı kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber, yapının XII.-XIII.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Mescit 8.00x8.80 m. ölçüsünde kare planlı küçük bir yapıdır. Moloz taştan yapılan bu mescit çeşitli onarımlar geçirmiş, bunun sonucu olarak da orijinalliğinden oldukça uzaklaşmıştır. Orijinal mihrap ve minberi günümüze gelememiştir. Mescidin toprak örtülü damının güneybatı köşesinde, dışarıya doğru çıkıntılı 1.36x1.43 m. ölçüsündeki taş kaide üzerinde, kesme taştan, dört sütunlu minber-minaresi bulunmaktadır.


Kalaycıoğlu Mescidi (Kocasinan)

Kayseri Orta Mahalle’de, Gevher Nesibe Sultan Şifaiyesi’nin kuzeyinde bulunan bu mescit XVIII.yüzyılda yapılmıştır.

Mescit bir avlu ortasında olup, dikdörtgen planlı, kesme taştan yapılmış, üzeri düz bir damla örtülmüştür. Avlu duvarının kuzeybatı köşesinde zeminden 2.57 m. yüksekliğinde, 9 basamaklı taş merdivenlerle çıkılan minber-minaresi bulunmaktadır. Bu minare dört sütunun taşıdığı baklavalı ve Türk üçgenleri ile süslüdür. Bu sütunlar üzerinde oldukça iri taş bir külah bulunmaktadır. Bu külahın içerisi oyulmuş ve dört cephesine birer kuş evi yerleştirilmiştir.


Seyit Gazi Camisi (Melikgazi)

Kayseri Seyitgazi Mahallesi, Dinçtürk Sokak’ta bulunan bu caminin yapım tarihi bilinmemektedir. Bununla beraber, caminin minaresi mescidin yanındaki çeşmenin üzerinde bulunmakta olup, çeşmenin kitabesinde 1906-1907 tarihleri yazılıdır. Bu bakımdan mescidin XX.yüzyılın başında yapıldığı sanılmaktadır.

Caminin mimari yönden bir özelliği bulunmamaktadır. Minber-minaresi 1.07x1.07 m. ölçüsünde kare bir kaide üzerinde dört kesme taş sütundan meydana gelmiştir. Sütunların başlıkları baklava dilimleri ve Türk üçgenleri ile bezenmiştir. Minarenin külahı sütunlar üzerindeki sekizgen kaide üzerine oturmuş, ancak günümüze harap bir durumda gelmiştir.


Taşmakıran Camisi (Melikgazi)

Kayseri Tahirağa Mahallesi’nde Kapan ve Tasma sokakları arasında bulunan bu caminin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Ancak, XVIII.yüzyılda yapıldığı sonraki yıllarda yapılan onarımlarla özelliğinden büyük ölçüde uzaklaştığı sanılmaktadır.

Cami kareye yakın dikdörtgen planlı olup, 12.60x14.50 m. ölçüsündedir. İbadet mekanı dört ağaç sütunla desteklenen düz bir toprak damla örtülüdür. Sonraki yıllarda buraya ahşap bir çatı yapılmıştır. Caminin kuzeydoğu köşesinde minber-minaresi bulunmaktadır. Zeminden 2.95 m. yükseklikte olan minareye mihrap yönündeki 14 basamaklı taş bir merdivenle çıkılmaktadır. Minare dört sütunlu olup, 0.98x0.95 m. ölçüsünde ayrı bir alanda bulunmaktadır. Buradaki sütunların kare kaideli sekizgen gövdeli ve baklava dilimli başlıkları vardır. Sütunların taşıdığı yekpare parça üzerinde sekizgen piramitli külahı bulunmaktadır.


Ulu Camii (Cami-i Kebir) (Bünyan)

Kayseri Bünyan ilçesinde, Camii Kebir Mahallesi’nde bulunan Bünyan Ulu Camisi’ni kitabesinden öğrenildiğine göre, Emir-ül Ümera’nın emriyle Mimar Kaluyan bin Karabuda tarafından 1333 yılında yaptırılmıştır. Cami-i Kebir Camisi, Salih Bey Camisi olarak da anılmakta olup, bunun nedeni Salih Bey ismindeki birinin camiyi tamir ettirmesindendir.

Caminin iki satırlı, 3.96x036 m. ölçüsündeki mermer kitabesinin üzerinde Kuran’ın 1. ve 18. Ayeti yazılıdır. Bu kitabenin mealen anlamı şöyledir:

“Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve Ahiret gününe inanan, namazını kılan zekatını veren ve Allah’tan başka bir kimseden korkmayanlar onarırlar. İşte onlar doğru yolu bunlardan olabilirler Allah doğrudur.

Nebi Allah’ın rahmet ve selamı ona olsun buyurdu. Her kim küçükte olsa bir mescit yaptırırsa Allah ta o kimse için cennette bir ev yapar ve o eve hamd evi adını verir. Bu mübarek mescidin imarını emirlerin emiri adil, Müeyyed Muzaffer, fasıkları kahreden, isyankarları katleden, Zahirettin bin Tac-ı kızıl (Altun taç) Allah onun akıbetini hayır eylesin emretti 734 (1333) senesini Muharrem ayının başında bina edildi”.

Cami kesme taştan, kare kaideli olup, kütlevi yapısı ile dıştan küçük bir kale görünümündedir. Duvarları gri kalker taşından yapılmıştır. Kuzey duvarının ortasında dışarıya doğru taşkın portalinde stilize grifon ve aslan başlarına benzer kabartmalar olmak üzere birbirlerinden farklı taş bezeme ile süslenmiştir. Buradaki motiflerin hemen hepsi Anadolu Selçuklularının XIII.yüzyılda yapılmış eserlerinde görülmektedir. Kuzeydoğu köşesinde masif bir kulesi bulunmaktadır. Bu kule onikigen olarak cami duvarına kadar yükselir ve sonra onikigen bir külahla da sona erer. Caminin kuzeybatı köşesinde de buna benzer bir kule olması gerekirken, buraya 1956 yılında minare yapılmıştır. Minarenin gövdesi yapıya uyum sağlayamamıştır.

Caminin ibadet mekanını orta yerdeki dört kalın paye ile kuzey ve güney duvarına dayalı dört yarım payeyi birleştiren sivri kemerler içerisini, mihrap duvarına dik üç sahna ayrılmıştır. Bunlardan orta sahın yan neflerden daha geniştir. Kemerler üzerindeki kısa duvarlar hatıllarla desteklenerek ahşap tavanı taşımaktadır. Orta nefteki hatıllar ve tavan konsolların yardımıyla biraz daha yükseltilmiştir.

Caminin ilk yapımındaki mihrap ve minaresi hakkında bilgi bulunmamaktadır. Bugünkü taş mihrap ve taş minber sanat tarihi yönünden önem taşımamaktadır. Kademeli mihrap nişi stüko kaplı olup, caminin içerisindeki yegane bezemeyi yansıtmaktadır. Mihrap nişinde irili ufaklı yıldız motiflerinin araları çiçeklerle doldurulmuştur. Sivri kemerli istiridye şeklindeki mihrap nişinin kemer dolgularında da iki kabarma rozet ile iki yanında da iki sütunçe bulunmaktadır.


Sultan Alaaddin Camisi (Bünyan)

Kayseri Bünyan ilçesi, Büyük Bürüngüz Köyü’nde, Mırık mahallesi’nde bulunan bu cami Sultan Alaaddin ve Alaüddevle isimleri ile tanınmaktadır. Caminin yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Caminin giriş kapısı üzerinde bulunan kitabesi de tahrip olduğundan okunamamıştır. Kapının batısındaki üç satırlı ikinci bir kitabenin ilk satırı okunamamış, ikinci ve üçüncü satırlardan anlaşıldığına göre bu camiyi Mahmut isimli bir kişi 1590 tarihinde onarmıştır. Ayrıca kapının yan sövelerinde bulunan bir başka yazıda da 1784’te bir onarım daha geçirdiği yazılıdır. Cami son olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1977 yılında onarılmıştır.

Cami dikdörtgen bir alan üzerinde kurulmuştur. Üzeri beşik tonozla örtülüdür. Yapımında düzgün kesme taş kullanılmıştır. Kuzey ve güney cepheleri tamamen sağır olarak yapılmış doğu cephesinin güney ucuna ise dikdörtgen bir pencere yerleştirilmiştir. Caminin kuzey cephesinin ortasında bulunan giriş kapısı dışarıya doğru hafif bir çıkıntı yapmaktadır. Caminin saçaklarına kadar yükselen bu giriş kapısı sade profilli kuşakla çepeçevre kuşatılmıştır. Kapının köşelerinde kompozit başlıklara oturan sütuncuklar bulunmaktadır. Giriş kapısının üzeri dört sıra mukarnasla doldurulmuştur. Kilit taşı üzerinde daire şeklinde bir madalyon bulunmaktadır. Ayrıca kilit taşı ile diğer taşlar arasına siyah taşlar yerleştirilmiştir.

Caminin ibadet mekanı 8.60x6.00 m. ölçüsünde olup, doğu batı yönündeki beş takviye kemerli beşik tonozlarla üzeri örtülmüştür. Güney cephesinin ortasında bulunan mihrap dışarıya doğru hafifçe çıkıntı yapmaktadır. Nişin iç kısmı üç sıra mukarnasla doldurulmuştur. İki yanına da birer niş yerleştirilmiştir. Bezeme yönünden oldukça sadedir.

Kuzey cephesinin batı köşesine 20 basamaklı taş bir merdivenle çıkılan minber-minare yapılmıştır. Dört sütun tarafından taşınan bu minarenin cephesinde bir taç kapısı diğer yanlarında da birer penceresi bulunmaktadır. Oldukça sade olan bu minare profilli bir silme ile çepeçevre kuşatılmıştır. Pencerelerin üzerine palmet ve lale motifleri yerleştirilmiştir.


Daniş Ali Bey Camisi (Bünyan)

Kayseri Bünyan ilçesi, Büyük Bürüngüz Köyü meydanında bulunan bu cami, değişik zamanlarda yapılan eklerle genişletilmiştir. Dört bölümden oluşan caminin ilk bölümü, doğudaki cephe boyunca uzanan dikdörtgen yazlık mescit kısmı 1580-1582 yılında yapılmıştır. Bunun batısında bulunan türbe ile mescit 1587 yılında eklenmiştir. Böylece yazlık ve kışlık mescit bölümleri kuzey cephede tek düzeydedir. Bu cephenin ortasına yüksekliği ana mekanlardan daha az olan bir mutfak bölümü de 1738 yılında eklenmiştir. Mutfağın kuzey yönündeki dış cephesi sağır duvarlıdır.

Caminin kuzey cephesindeki yapım kitabesi h.988 (1580) tarihlidir. Yazlık mescit kısmındaki kitabede caminin banisi olarak, Danişmendli Ali Bey bin Hasan’dan söz edilmektedir. Caminin güney cephesi iki kademelidir. Caminin kışlık kısmına güney duvarının doğusundaki basık kemerli bir kapıdan girilmektedir. Bu bölüm 9.80x6.70 m. ölçüsünde dikdörtgen bir mekan olup, üzeri takviye kemerli beşik tonozla örtülmüştür. İçerisi batı cephesindeki iki dikdörtgen pencere ile aydınlatılmıştır. Bu pencerelerin alt kısımları merdiven basamağı şeklindedir. Pencerelerin altında tek satırlık bir kitabe bulunmaktadır. Mihrabın bulunduğu güney duvarı merdiven basamağı şeklinde profilli bir silme ile kuşatılmıştır. Güney duvarının ortasındaki mihrap altı yönlü bir niş şeklindedir. Üzeri yedi sıra mukarnas dizisi ile sonuçlanmaktadır. Bu bölümde de Kuran’dan alınma Ayetler yazıldırı.

Batı cephesinde bulunan tek şerefeli minaresi ana kütleden dışarıya çıkıntı yapmakta olup, yapıya daha sonra eklenmiştir. Ancak minarenin gövde kısmı bilinmeyen bir tarihte yıkılmıştır.

Caminin kışlık bölümünün güney cephesindeki bir kapıdan caminin banisinin soyundan olanlar ve aynı zamanda minareyi yaptıran Şefika Hanım’ın türbesinin bulunduğu kısma geçilmektedir. Türbe 6.62x5.73 m. ölçüsünde beşik tonozla örtülü bir yapıdır. Batı cephesindeki bir pencere ile içerisi aydınlatılmaya çalışılmıştır. Türbe içerisinde üç tane niş bulunmaktadır. Türbede iki adet taş sanduka bulunmaktadır.

Caminin yazlık kısmına doğu duvarının kuzeyindeki basık kemerli bir kapıdan girilmektedir. Burası 14.75x7.88 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı olup, üzeri takviye kemerli beşik tonozla örtülüdür. Mihrap güney cephesinde olup, nişin içerisi beş sıra mukarnasla doldurulmuştur. Ayrıca iki yanına da birer niş yerleştirilmiştir. Bu nişler üzerinde de Kuran’dan alınma Ayetlere yer verilmiştir. İbadet mekanının güneybatı köşesindeki minber taştan olup, ayaklar birbirlerine basık kemerlerle bağlanmıştır. Mihrap üzerinde geometrik kompozisyonlu sümbül çiçekleri başta olmak üzere çeşitli kabartmalara yer verilmiştir.


Mütevelli Camisi (Bünyan)

Kayseri Bünyan ilçesi, Büyük Bürüngüz Köyü’nde bulunan Mütevelli Camisi ismini cami avlusunun güneydoğu köşesinde bulunan çeşmeden almıştır. Caminin yapım kitabesi bulunmamaktadır. Ancak çeşme kitabesinden öğrenildiğine göre Cami, çeşme ile birlikte 1834 yılında Esat Hacı Halil Ağa tarafından onarılmıştır. Yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber caminin XVI.yüzyılın sonlarında veya XVII.yüzyılın başlarında yapıldığı sanılmaktadır.

Caminin doğu cephesi iki katlı olup, son cemaat yeri de burada bulunmaktadır. Batı cephesinde ise hazire ve minber-minareye çıkışı sağlayan bir kapı bulunmaktadır.

Cami avlusuna güneydoğu köşesindeki basık kemerli bir kapıdan girilmektedir. Doğu ve batı yönündeki küçük avlular caminin haziresidir. Son cemaat yerine doğu cephenin kuzeyindeki kapıdan girilmektedir. İbadet mekanı 7.20x4.91 m. ölçüsünde dikdörtgen planlıdır. Üzeri beşik tonozla örtülmüştür. İbadet mekanı güney cephedeki mihrabın iki yanına simetrik olarak yerleştirilmiş pencerelerle aydınlatılmıştır. Güney cephesinin ortasında bulunan mihrap dışa çok hafif çıkıntılı olup, iki yanındaki sütunlarla çerçeve içerisine alınmıştır. Mihrap nişinin üzeri altı sıra mukarnasla doldurulmuştur. Caminin minberi ve vaiz kürsüsü bulunmamaktadır.


Ulu Cami (Sivasi Hatun Camisi) (Develi)

Kayseri Develi ilçesi, Eski Develi’de bulunan bu cami kitabesinden öğrenildiğine göre; IV.Kılıçarslan’ın oğlu III.Keykavus zamanında 1281 yılında yapılmıştır. Kitabenin mealen anlamı şöyledir:

”Bu mübarek caminin yapılmasına Allah mülkünü daim kılsın iki kıblenin özlemi ile tutuşan ümmetlerin dizginlerini elinde bulunduran din ve dünyanın bereketi yüce sultan Kılıçarsalan oğlu Keyhüsrev zamanında emredilmiştir”.

Bu kitabenin altındaki dört satırdan oluşan, Selçuklu nesihi ile yazılmış bir kitabe daha bulunmaktadır. Bu kitabede mealen;

“Allah’ın rahmetine muhtaç zaif kulu Göçer Aslan oğlu Nasrullah ve Allah’ın rahmeti ve rızasına muhtaç Onun zaif cariyesi Sa’d kızı Sivasti tarafından Allah başarılarını ihsan ve hayırlarını onlara yad eylesin h.680 (1281)”. Yazılıdır.

Prof.Dr.Kerim Türkmen’den öğrenildiğine göre; Ulu Cami’deki bu iki kitabe birleştirildiğinde şu anlam çıkmaktadır: “Camileri ancak Allah’a ve ahiret gününe inananlar, namaz kılanlar, zekatlarını ödeyenler ve tek Allah’tan sakınanlar inşa ederler. Bu mübarek caminin yapılmasına Allah mülkünü daim kılsın iki kıblenin özlemi ile tutuşan ümmetlerin dizginlerini elinde bulunduran, din ve dünyanın bereketi, yüce sultan Kılıçaslan oğlu Keyhüsrev zamanında, Allah’ın rahmetine muhtaç zaif kulu Göçeraslan oğlu Nasrullah ve Allah’ın rahmeti ve rızasına muhtaç, onun zaif cariyesi, Sa’d kızı Sivasti tarafından, Allah başarılarını ihsan ve hayırlarını kendilerine yad eylesin, 680 (1281) yılında emredilmiştir”.

Böylece Develi Ulu camisi’nin IV.Kılıçaslan’ın oğlu III.Keyhüsrev zamanında Göçeraslan oğlu Nasrullah ve eşi Sivasti tarafından 1281 yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

Cami kareye yakın dikdörtgen planlı oldukça sade kesme taştan yapılmıştır. Caminin kuzey cephesinde dışarıya taşırılmış, derin bir niş şeklinde giriş kapısı bulunmaktadır. Giriş kapısı iç içe geçmiş iki sivri kemerle sınırlandırılmış olup, üzerinde mukarnaslı kavsarası bulunmamaktadır. Ancak içerideki kemerin üzeri kabartma motiflerle bezenmiştir. İbadet mekanı mihraba dik dört sıra halinde, dörder ayakla beş sahına bölünmüştür. Bu ayaklar birbirlerine ve duvarlara sivri kemerlerle bağlanmış, caminin üzerini örten sivri tonozları taşımaktadırlar. Bu tonozlar mihraba paralel birinci sahında doğu-batı doğrultusunda, diğer sahınlarda güney-kuzey yönüne doğrudurlar. Ayrıca mihrap önü küçük bir kubbe ile belirtilmiştir. Orta sahın diğerlerinden biraz daha geniş tutulmuştur.

Caminin mihrabı güney duvarında olup, dışarı taşkın değildir. Duvarda kullanılan malzemelerden farklı olarak burada gri andezit taşı kullanılmıştır. Mihrap üç bordürle çevrilmiştir. Bunlar geometrik, yazı ve bitkisel kompozisyonları içeren bordürlerdir. Ayrıca mihrap beyaz mermerden burmalı sütunçelerle de sınırlandırılmıştır. Mihrabın üzeri yedi sıra halinde mukarnaslarla bezenmiş ve sivri bir kemerle de çerçevelenmiştir. Burada kıvrık dal, rumi, palmet ve lotüs ve on kollu yıldız motifleri de görülmektedir. Mihrap nişinin çevresinde geniş bir bordür içerisinde Al-i İmran Suresi’nin 18. Ayeti ile 19.Ayetinin bir bölümü yazılıdır. Ayrıca mihrap içi nişinde de Hac Suresinin 77.Ayeti; mihrap nişinin sağ tarafındaki sütun kaidesinde de Enbiya Suresinin 107.Ayeti; Mihrap nişinin solundaki sütun kaidesinde de Kalem Suresinin 4.Ayeti yazılıdır.

Caminin orijinal minberi 1933 yılında buradan alınmış, önce kayseri Müzesi’ne, sonra da Ankara Etnoğrafya Müzesi’ne götürülmüştür. Bu minberin parçalarından kıvrık dallı rumi, palmet, bitkisel motifler, kufi kitabeler, sekiz kollu yıldızlarla bezendiği anlaşılmaktadır.


Aşağı Everek Fatih Cami (Develi)

Kayseri Develi ilçesinde bulunan Fatih Camisi, kitabesinden öğrenildiğine göre h.1244 (1828) yılında yapılmış bir Ermeni Kilisesidir. Develi’de Ermeni cemaatinin kalmaması üzerine uzun süre kendi haline terk edilmiş, daha sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce restore edilerek 1978 yılında camiye çevrilmiştir.

Kesme taştan yapılan caminin dış duvarlarında kırmızı tuğladan şerit halinde hatıllara yer verilmiştir. Böylece yapının kütlevi dış görünümü hafifletilmiştir. İbadet mekanı altı sütun ile bölümlere ayrılmış, bu sütunlar pandantifli merkezi bir kubbeyi taşımaktadır. Merkezi kubbe yanlardan yarımşar kubbelerle desteklenmiştir. Bezeme olarak önemli bir mimari elemana rastlanmamaktadır.


Harman Cami (Talas)

Kayseri Talas ilçesi, harman Camisi Mahallesi’nde bulunan bu cami kitabesinden öğrenildiğine göre 1860 yılında Sultan Abdülmecit döneminde onarılmıştır. Caminin yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir.Giriş kapısı üzerinde mor zemin üzerine altın yaldızla beş satırlık talik yazılı kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabenin üzerinde Sultan Abdülmecid’in tuğrası vardır. Prof Dr. Kerim Türkmen’den öğrenildiğine göre kitabenin mealen anlamı şöyledir:

“Alemlerin ruhu Padişah Sultan Mecid
Allah’ın gölgesi, Peygamberin vekili

Sayesinde Kayseri sakinleri bu yüce
Caminin tamirine keselerinden katkıda bulundular

Öyle güzel süslendi ki döndü bahçeye her yeri
Kemerini görseydi cennet bağının tavusu onu gösterirdi

Ey cemaat vacip oldu sizlere dua etmek
Özellikle böyle sevgi dolu mabet var iken

Ben de zihni hame-i güberle yazdım tarihini
Sen de et beş vaktini bu camiye daim mekan
h.1277 (1860)”.

Cami kuzey-güney yönünde dikdörtgen planlı olup, kesme taştan yapılmıştır. Caminin önündeki üç kubbeli son cemaat yeri Vakıflar genel Müdürlüğü tarafından restorasyon çalışması sırasında kubbeler kaldırılmış ve beton bir tavanla üzeri örtülmüştür. Son cemaat yeri dört sütunlu yuvarlak kemerlidir. İbadet mekanının üzeri merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Caminin yanındaki dörtgen kaide üzerinde yuvarlak gövdeli tek şerefeli minaresi bulunmakta olup, yakın zamanlarda yenilenmiştir.


Ali Saib Paşa Cami (Talas)

Kayseri Talas ilçesi Kiçiköy Mahallesi’nde (Aşağı Talas), Ali Saib Paşa Caddesi üzerinde bulunan bu camiyi, kitabesinden Talaslı Al

Devam Et 0 Yorum

Bursa Hakkında Herşey

16/8/2008"





 


Kuruluş

 

 
Beş bin yıldan beri yerleşime sahne olan Bursa'nın 7 km. kuzeyinde Demirtaş nahiyesinin 2,5 km. güneyinde, 90 m. çevresi 5m. yüksekliği olan "Demirtaş Höyüğü" yer almaktadır. Bu höyükte genellikle elde, az miktarda da çarkta yapılmış kase, küp ve testilere ait seramik parçaları bulunmaktadır. Bunlar erken bronz çağdan kalmış olup M.Ö.2500 yıllarına tarihlenir.

Kentin 14 km. batısında, Çayırköyü'nün 1 km. güneybatısındaki "Çayırköy Höyüğü"nün boyutları Demirtaş Höyüğü ile aynıdır. Burada bulunan seramik parçalarında gri, kırmızı grikahverengi ve siyah renkler hakimdir. Bulunan seramik parçalarının önemli kısmı elde, çok az miktardakiler de çarkta yapılmıştır. Höyüğün en eski buluntusu M.Ö.2700 yılına aittir.

Günümüzden yaklaşık 5000 yıl önce insanların yerleştiği bu topraklara M.Ö. VII. yüzyılda Trakya'da Strümon nehri kenarında oturan Bitynler ve akrabaları Tnyniler İskit saldırılarına karşı koyamayınca kuzeybatı Anadolu'ya göç ederek yerleşirler. Bu verimli topraklara Bitynia adını verirler. Kısa zamanda sınırlarını genişletmelerine rağmen M.Ö.VI yüzyılda bölgede güçlü orduya sahip Lidyalıların hakimiyetine girmekten kurtulamazlar. M.Ö.546'da Lidya Kralı Kroisos, Pers orduları karşısında mağlup olunca bölge M.Ö.453 tarihine kadar Pers İmparatorİuğu sınırları içine girer.

Makedonya İmparatoru İskender'in bu bölgeleri hegemonyasına alması M.Ö.325 yılından ölümüne kadar devam eder. Bithnia ve Küçük Asya toprakları İskender'in ölümü üzerine komutanları arasında yapılan paylaşımda Antigonos'un idaresine girer. Fakat İskender'in komutanları arasında bir süre mücadeleler devam eder. Bu fırsattan Bithynia Krallığı yararlanır. Bitynlileri yöneten Doidalses bölgede bağımsız bir krallık geliştirdi. Krallık Zipoites (M.Ö.327-279) zamanında komşuları tarafından tanınıp saygı gördü. Ziopites'in oğlu I.Nikomedes (M.Ö.279-250) yılları arasında sınırları genişletti. Küçük Asya'nın en saygın krallığı haline getirdi.

Orta Avrupa'dan üç kol halinde akan Galatlar (M.Ö.278-277) yıllarında, Batı Anadolu'dan başlayarak önüne gelen her yerleşim birimini istila edip yağmaladılar. Galat akınlarından sonra Anadolu'da çeşitli kent devletleri oluştu. Bu sarsıntıdan sonra Ziaelas (M.Ö.192-146) II.Nikomedes M.Ö.146-92, III.Nikomedes M.Ö.92-75 ve IV.Nikomedes M.Ö.75-74 tarihleri arasında ülkeyi yönettiler.

II.Nikomedes, batıdaki Roma İmparatorluğu'na karşı Pontus kralı Mitridates ile anlaştı. Fakat yerine geçen III. Nikomedes babasının izlediği politikanın tam tersini tatbik edip, Roma İmparatorluğu ile anlaşıp Pontus Krallığı ile çatışmaya girişti. Bunda başarı kazanamamasına karşın Roma İmparatorluğu'nun özel desteği ile istiklalini korudu. Ölünce yerine geçen IV.Nikomedes M.Ö.74 yılında ülkesini Roma İmparatorluğu'na bağışladı. Böylece Bithynia Roma'nın bir eyaleti haline geldi.

İmparator Domitian (81-96) zamanında göreve getirilen Plinius, İmparator Trajanus (98-117) zamanında Bithynia eyaleti Prokonsüllüğüne terfi etti. Bölgede hakimiyet sağlandıktan sonra, imar faaliyetlerine girişti. Fakat bundan Prusa'dan çok Nikaia(İznik) ve Nicomedia (İzmit) faydalandı. Bursa'da sadece bir hamamın tamir edildiği öğrenilmektedir.

Antik kaynaklar bugünkü Bursa'nın kurucusunu I.Prusias (M.Ö.232-192) olarak göstermektedir. Kartaca Kralı Hannibal, Roma İmparatorluğu ile yaptığı savaşı kaybedince, birlikleriyle beraber I.Prusias'a sığınır. Burada zafer kazanan bir komutan gibi karşılanıp, saygı görür. Bu yakınlığa karşılık olarak Hannibal emrindeki askerlerle bir şehir inşa eder. Buna Prusias'ın adını verip ona armağan eder. Kurulduğunda bugünkü hisar içinde olan şehir, günümüzün bir mahallesi kadardı. Bithynia krallık dönemine ait tümülüs'te M.Ö.II yüzyıla ait çok önemli belgeler bulunmuştur.

Roma İmparatorluğu zamanında (Prusa ad Olympium) Uludağ Bursa'sı adını alan şehirde o döneme ait mermerden bir kadın heykeli ve ostotek bulunmuştur.

İmparator Justinianus (527-565) zamanında Pythia'da (Çekirge'de) yeni hamamlar yaptırılmıştır. 1935 yılında Hisar içinde tonozlu odalar bulunmuştur. Hisar içinde, Yer Kapı'da bulunmuş erken Bizans devrine ait taban mozaiği, önemli arkeolojik kalıntılardandır. Tophane'de Bizans döneminden bir şapel ve manastıra ait mozaikler bulunmaktadır.

Prusa (Bursa) 1204-1261 yılları arasında Nikaia'a (İznik)'e bağlı sönük bir tekfurluk olarak yaşamını sürdürdü.

Bugün ülkemizin en zengin Bizans devri mezar stelleri ve çeşitli mimari eser parçaları, seramikler, sikkeler Bursa Arkeloji Müzesi'nde sergilenmektedir.

 
Bursa 40 derece boylam ve 28 - 30 derece enlem daireleri arasında Marmara Denizinin güneydoğusunda yer alan, toplam il nüfusu 2000 Yılı Genel Nüfus Tespit sonuçlarına göre 2.125.140 ile Türkiye'nin 4. büyük kentidir.

Bursa ili doğuda Bilecik, Adapazarı, kuzeyde İzmit, Yalova, İstanbul ve Marmara Denizi, güneyde Eskişehir, Kütahya, batıda Balıkesir illeriyle çevrilidir.

Denizden yüksekliği 100 metre olan Bursa, genelde ılıman bir iklime sahiptir. Ancak, iklim bölgelere göre de değişiklik göstermektedir. Kuzeyde Marmara Denizinin yumuşak ve ılık iklimine karşılık güneyde Uludağ'ın sert iklimi ile karşılaşılmaktadır.

İlin en sıcak ayları Temmuz - Eylül, en soğuk ayları ise Şubat - Mart'tır. 52 yıllık gözlem süresi itibarı ile yıllık ortalama yağış miktarı 706 mm.dir. İlde ortalama nispi nem % 69 civarındadır.

İlin yüzey şekilleri, birbirlerinden eşiklerle ayrılmış çöküntü alanlarıyla, dağlar halindedir. Çöküntü alanlarının başlıcalarını İznik ve Uluabat gölleriyle Yenişehir, Bursa ve İnegöl ovaları oluşturmaktadır.

Toplam yüzölçümü 10.891 km2 olan Bursa ili topraklarının % 17'sini ovalar oluşturmaktadır.

Uludağ Milli Parkı

 

 
Bursa'nın 32 kilometre güneyinde, karayolu ile Bursa'ya 40, havaalanına 60 dakikadır. Antik dönemde Olympos Misios adıyla tanınan Uludağ, Troya Savaşı'nı tanrıların izlediği yer olarak ta mitolojideki yerini almıştır. 2543 metreye ulaşan doruğu ile Batı Anadolu'nun en yüksek dağıdır.

Olağanüstü tabii yapısı, flora ve faunasının zenginliği ile 1961 yılında Milli Park ilan edilmiştir. Türkiye'nin en önemli Kış Sporları ve kış turizmi merkezidir.

Kayak tesislerinin yeterliliği ile konaklama imkanları Uludağın vazgeçilmez bir tatil yöresi olmasını sağlamaktadır. Yaz aylarında kampçılık, trekking ve günübirlik piknik alanı olarak yararlanılması Uludağ'ı her mevsim çekici kılmaktadır. Uludağ 20 Aralık - 20 Mart tarihleri arasında 120 gün/yıl süreli kayak mevsimine sahiptir.

 

Devam Et 0 Yorum

Tavsiye Siteler