TAMADRESİNEGELDİN
Yeni Nesil Blog Anlayışı

 

 

 



Ramazan Güzeldir

31/1/2009"

 

 

Dindar olmasan da güzeldir Ramazan.
Iskalanmaması, tadına varılması gereken
çok özel bir dönemdir.


Ramazan;
sıcak pide kuyruğundaki sabırsız bekleyiştir.

Posta kutunda davulcuların fotoğraflı ilan savaşları;
elinde tokmak, kapına dayanmış bıyıklıdır.

Eski günlerdir;
anneannendir, dedendir, oradan oraya koşturan aç annendir.

Gün doğumuna yakın; uykulu gözlerle içtiğin çay,
televizyondaki Türk filmi, radyodaki türküler ve oyun havalarıdır.

Gün batımına yakın; mutfaktan gelen mis gibi kokular,
tertemiz masanın üzerindeki zeytin tabağı, beklediğin ezandır.

Alış veriş sonrası verilmiş imsakiye, abur cubura uzun aradır.

Minarelerdeki renkli floresanlar, akşam sokakta atılan volta,
ciğerin en derinine çekilmiş dumandır.

Yetişilememiş bir iftar, uyanılamamış bir sahur,
erken kopartılmış bir lokma ekmektir kimi zaman.

Bir ortaklık duygusudur Ramazan.

Yalnız, yapayalnız olmadığının duygusudur.
Hep birlikteliktir.

Acıya, sıkıntıya beraber katlanma,
ödülünü de beraber paylaşmadır.

Çevrende onca gönülle aç kalmış insan varken,
“sizinleyim – ben de yemiyorum!” dur.

Arkasından gelen bayram, öpülen eller, açılmış kollar,
belki bir daha asla olamayacak sımsıkı kucaklaşmalardır.

“İyi dilekler”dir Ramazan.

Yüzyıllardır süregelen bir paylaşma dönemini ıskalamayın.

Dindar olmasan da, tek dua bilmesen de,
çok güzeldir Ramazan.

Tadına varın...

Yalçın Ergir
Devam Et 0 Yorum

ANLADIM

31/1/2009"

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını, kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
kendi yolumu çizdiğimde anladım.

Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil.
Bildiklerini bana neden anlatmadığını anladım.

Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış.
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım.

Sevmek ile sevilmenin yolu önce kendini sevmekten geçermiş.
Neden kendine aşık olduğunu anladım.

Acı, doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden.
Neden hiç ağlamadığını anladım.

Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş.
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım.

Ve sevilenle ağlayamıyor, kaçıyorsan ondan, çaresizliktenmiş.
Senin acın için odamda tek başıma hıçkırıklarla ağladığımda anladım.

Bir insanı herhangi biri kırabilir ama bir tek çok sevdiği acıtabilirmiş.
Çok acıttığında anladım.

Fakat, hak edermiş sevilen onun için dökülen her bir damla gözyaşını.
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım.

Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet.
Yüreğini elime koyduğunda anladım.

Tek başına ayakta durabilecek kadar güçlüysen, yanında tutanlar varmış.
Neden hiç yalnız kalmadığını anladım.

Ve Sana ihtiyacım var, gel diyebilmekmiş güçlü olmak.
Sana git dediğimde anladım.

Biri sana git dediğinde, kalmak istiyorum diyebilmekmiş sevmek.
Git dediklerinde gittiğimde anladım.

Dostun seni bir kez terk edermiş, bin kez değil.
Aslında hep yanımda olduğunu anladım.

Ve bir kez terk etti mi seni, affetmek çok zormuş,
Ben de affedemediğin şeyin ne olduğunu anladım.

Sana sevgim şımarık bir çocukmuş her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan.
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım.

Özür dilemek değil, affet beni diye haykırmak istemekmiş, pişman olmak.
Gerçekten pişman olduğumda anladım.

Affedemem, çok geç demek gururdan başka bir şey değilmiş
hâlâ sevgi varsa içinde eğer.
Tutsak kalbimin kapılarını kırıp, içine baktığımda anladım.

Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş,
sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış.
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.

Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi.
Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım.

Sevgi emekmiş, emek ise vazgeçmeyecek kadar
ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş. Anladım...


Y.B

Devam Et 0 Yorum

Allahım! Konuş Benimle!

31/1/2009"
HTML clipboard



Bir gün, bir adam ellerini açıp yalvardı:
"Allahım! Konuş benimle!"

Tam o sırada bir çayırkuşu adamın bahçesinde
en son şarkısını söylüyordu. Ama adam çayırkuşuna
hiç kulak vermedi ve yakarmaya devam etti:
"Allahım! Benimle konuş!"

Az sonra hava aniden kapandı, gökgürültüsü
ve şimşekle birlikte kuvvetli bir yağmur başladı.
Fakat adam bunlara hiç aldırış etmedi,
yakarmaya devam etti:
"Allahım! Seni görmeme izin ver!"

O böyle yalvarırken, sağanak yağmur
sona ermiş ve güneş bütün ihtişamıyla ışıklarını
adamın evine kadar taşımaya başlamıştı.
Fakat adam bu manzaraya aldırış bile etmedi.
Her gün gördüğü birşey değilmiydi bu?
Yalvarmaya devam etti adam:
"Bana bir mucize göster Allahım!"

Böyle yalvarırken, yakınlardaki
evlerden birinden yeni doğmuş
bir bebeğin ağlayışları geliyordu kulağına
ama o bunu da farketmedi.
Üzüntüsünden ağladı, ağladı...
" Cevap ver bana Allahım!
Burada olduğunu bilmemi sağla!"

Tam o an, bir kelebek gelip
adamın koluna konmuştu.
Ama görmemekte, duymamakta
ve bilmemekte ısrar eden adam öbür eliyle
kelebeği iteleyip kovdu. Sonra da:
"Allahım!" Neden, neden bana
bir cevap vermiyorsun?"
diye ağlayıp, yakınmaya devam etti...

 

Ravindre K.
Devam Et 0 Yorum

ANNE

31/1/2009"
Olur olmaz her şeye ağlayan Anne, kocasının ölüm haberini aldığında evi
badana ediyordu... Elinde badana fırçası, olduğu yere çöktü kaldı...
Ağlamadı. Konuşmadı da. Günlerce konuşmadı... Demiryolcu olan kocası
bir tren kazasında ölmüş, beş çocukla dul kalmıştı. Büyük kızı evliydi, bir
sonraki kızı hukuk fakültesine gidiyordu. 40-50 bin nüfuslu bir doğu
kentinde, kızını ta Ankara'lara, hukuk fakültesine göndermek kolay bir iş
değildi o dönemde. Hısım akrabanın, konu komşunun fiskoslarına aldırmamış
okumaya göndermişti kızını... Büyük oğlu lisede, ortanca oğlu ortaokulda,
en küçük oğlu ise ilkokulda okuyordu. Çocukken gönderildiği Kuran Kursunda
Arapça ve Osmanlıca öğrenmişti. Türkçe okuyup, yazmayı çocukları ilkokula
başladıktan sonra, onlara ders çalıştırmak için öğrendi...

Bu sayede tanıştı dış dünya ile. Kocasının her akşam eve getirdiği gazeteleri
okuyarak... Akıllıydı... 'Reis' derdi kocası ona... Her türlü ev işinden başka
tarla, bahçe işleri ile de o ilgilenirdi. Buna rağmen çok severdi kocasını. Hâlâ da
çok sever. Arada bir rüyasında görür onu. Gördüğü rüyayı unutmasın diye
gecenin bir yarısı çocuklarını uyandırıp anlatır... Çocuklarını büyütüp,
yetiştirmesi ise uzun hikaye... Kocasının ölüm haberini aldıktan üç gün
sonra ağzını ilk kez açtığında söylediği ilk cümle "gideceğiz buradan" oldu.

Bu karara karşı çıkan hısım akrabaya "çocuklar" diyerek direndi. "Onların
okuması lazım." Tanıdık berberlerin, terzilerin, iyi niyetli çırak alma tekliflerini
kulak arkası etti. O güne dek saygıda kusur etmediği kaynanasının; "O....
olmaya mı gidiyorsun Ankara'ya?" sözünü ise tınmadı bile. Yıllar sonra "O da
haklıydı." demişti. "Genç yaşta yitirdiği tek oğlunun yanısıra bir de onun
yadigârlarından, torunlarından ayrı düşmenin acısı ile söyledi o sözü."

Yapılırken kerpiçini, harcını sırtında taşıdığı evini kiraya vererek, tası tarağı
toplayıp bir vagona yükledi. Çocukları ile beraber bir kompartmana doluşup
Ankara'ya gitti... Bütün okullara yakın olmasına dikkat ederek bir ev kiraladı.
Çocuklarını yürüme mesafesindeki okullara kaydettirdi. Okul tatillerinde
memleketine gidip yıllık erzakını yaptı ama yinede zordu hayat. Kira, okul
masrafları ağır gelmeye başladı. Oğullarına kıyamıyordu ama abla'ya nazının
geçeceğini biliyordu. Fedekârlığı ondan istedi. Abla hukuk öğrenimini bırakıp,
demir yollarında işe girdi. Çocuklar, ne yaşanılan hayatın zorluğunu fark etti,
ne de babasızlığı. Hepsi okudu. Büyük oğlu devletin açtığı sınavları kazanarak
gittiği Almanya'dan yedi yıl sonra doktorasını yaparak döndü. Kısa sürede
profesör oldu. Ortanca oğlunun küçüklüğünden bu yana merak sardığı tiyatrodan
vazgeçmeyeceğini anlayınca ancak bir üniversite bitirmesi ve daha da önemlisi
yedek subay olarak askerliğini yapması koşulu ile tiyatrocu olmasına izin verdi.

Şimdilerde onu sahnede, tv ekranlarında görüp, kocasının ölüm haberini aldığı
zaman tuttuğu gözyaşlarını esirgemiyor. Söylemeyi unuttum; o, yani anne
sadece mutluluk duyduğunda ya da duygulandığında ağlar... Küçük oğlu da en
büyük ağabeyin izinden giderek akademik kariyerini tamamladı. Profesör oldu...
Yaşı bilinmiyor annenin. En az 85'indedir diye tahminler yapılıyor. Belki de 90!..
Üç büyük ameliyat geçirdi. Tansiyonu ancak ilaçlarla dengede duruyor.Romatizma
ve yaşlılık bir zamanlar taşı sıksa suyunu çıkaracak kadar güçlü olan adalelerini
bitirip, tüketti. Yatağa bağlandı.Tekerlekli yürütecinin yardımı ile tuvalete gidebiliyor
ancak.Ve buna şükrediyor... Her zaman ilgi duyduğu dış dünya ile tek bağlantısı
katarakt ameliyatına rağmen okumakta zorlandığı gazeteler. İşitme cihazı ise hiç
işe yaramıyor. Dudak okuyarak anlaşıyor etrafı ile...Yine de mutlu. Tek pişmanlığı
son seçimlerde Ecevit'in partisine verdiği oy. Tek dileği ise kimselere, özellikle de
yatağa bağlandıktan sonra kendisine çiçekler gibi bakan çileli kızına; abla'ya daha
fazla yük olmadan sessizce ölmek... Ölüp cennete gitmek ve orada henüz otuzbeş
yaşındayken yitirdiği kocası ile buluşarak adamına; çocuklarını vatana, millete
hayırlı birer evlat olarak yetiştirdiğini ve kendilerini kurtardığı müjdesini vermek...

Anneler gününde annem geldi aklıma... Şöyle ya da böyle Anadolu'daki
yüzbinlerce anneye olduğu kadar sizin de annenize benzeyen
kendi annem... Ne desem bilmem ki!..
Ne desek!..

Kenan Işık

 

Devam Et 0 Yorum

Bitmeyen Dert : Sivilce

31/1/2009"
Ergenlik sivilcesi için:İki parmak kolonyanın içine birkaç adaçayı yaprağı atın.Bir-iki gün beklettikten sonra koyu bir renk alan bu sıvıya batıracağınız pamukla cildinizi silin.
Devam Et 0 Yorum

Tavsiye Siteler